Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kube Nurhan Fidan
SURİYE, SAVAŞ VE YALNIZ BİR HALK: ÇERKESLER
02 Ağustos 2012 Perşembe Saat 03:04
"Barbar ne yaptın? Saldırının hangisiyle kesip attın akışını öylesine güzel bir  hayatın?"  
Racine


Zaman cümleleri hükümsüz kılıyor. Eski ABD dışişleri bakanı Nobel ödüllü Yahudi politikacı Henry Kissinger, ‘’Mısır olmadan savaş, Suriye olmadan barış yapmak imkansızdır’’ dediğinde iki ülke de kudretinin doruklarındaydı herhalde. Bir zamanlar İsrail’e ve rejiminin her tür muhalifine kök söktüren Mısır, İsrail ile arasında ki zoraki dostluğun mimarlarından Kissinger’i tekrar haklı çıkaracak mı bilinmez ama, şimdiler de devrik lider Hüsnü Mübarek’in atadığı askeri konsey ile halk iradesinin seçtiği ihvancı cumhurbaşkanı arasında yön tayini yapmaya çalışıyor. Arap milliyetçiliğinin ve ilmi entelektüellerin merkezi olagelmiş Mısır için, Amerika dahil herkes şimdilik ‘’olacak olanı’’ bekliyor.

Suriye de ise, yönetimin babadan oğula geçtiği 40 yıllık baas rejiminin tutkulu bir siyah beyaz fotoğrafçısı ve fazlada icra edilmemiş göz doktoru ünvanlarını da elinde bulunduran reis-i cumhuru Beşar Esad, liderliğinin son günlerinde karşıtlarıyla    vuruşarak çekileceğini Dünya aleme göstermekle meşgul. Hayatta kalmaya çalışan her ‘’rejimin’’ yaptığını eksiksiz olarak icra etmeye çalışan Esad’ın kendisini değil de ‘’rejimini’’ önemseyen zorunlu müttefikleri de yok değil. Uluslararası arenada Suriye müttefikleri olmanın yanı sıra eski Dünyanın yeni bloğu olarak hemen her krizde fiyakalı dayanışma örnekleri gösteren Çin, Rusya ve İran, Suriye’ye sonuna kadar ‘’abilik’’ yaparak, bu konuda ne derece ciddi olduklarını gösteriyorlar. Allah’ı var Dünyada ki ‘’tek muktedir’’ oyununu bozmak için bundan iyi üçlü blok olmazdı herhalde. Olsa da kimse kaale almazdı zaten.  İşin hümanist boyutuna gelirsek, çok insani temennim odur ki, Libya da gözü dönmüş kara kalabalıkların Kaddafi’ye yaptığı linç benzerini, ‘’babasının oğlu’’ olmayı ilanihaye koruyabileceğine iman etmiş Beşar Esad ve zarif refikaları yaşamasın. Niye yaşasın ki?  Hesap sormanın başka yollarını da Suriye gibi bir ülkeyi yönetmeye aday ‘’muhalifler’’ bulsun.

****

Gelelim Suriye de yaşayan Çerkeslerin hal-i pür melaline. Ve bizlerin ‘’Çerkes Dünyasının’’ insanları olarak ne durumda olduğumuza. Esasen ‘’Çerkes Dünyası’’ diye bir tanım var mı onu da bilmiyorum. Yani bu tanımı hak eden aitlikte bir toplumdan bahsetmek mümkün mü? Belki şimdilerde biraz daha mümkün, zira Çerkes aktivizminin Dünya da gözle görünen bir şekilde ivme gösterdiği açık. Ancak yine de Dünya’nın birçok ülkesinde darmadağın yaşamamıza rağmen bir ulus olduğumuzu bize hissettirecek parametrelere sarılmaya şiddetle ihtiyacımız var. Tam da bu eşikte Çerkes toplumu adına bazı direnç noktaları devreye giriyor. Zira şimdiye kadar doğru tanımı bile yapılmamış, diasporik halk olma kıstaslarının hiç biri yüksek sesle söylenmemiş bu halk, acıklı bir şekilde diğer bir ülkede yaşayan insanıyla ‘’zor’’ baş gösterdiğinde nasıl ve ne şekilde dayanışacağını bilmiyor. Suriye iç savaşında anavatan Çerkesya’ya dönme yönünde irade gösteren insanlarımıza yol yordam gösterecek örgütlü bir Çerkes toplumu ve temsiliyeti yok. Kısaca Çerkes halkı yalnız ve sahipsiz. Geçtiğimiz günlerde Ermenistan’ın Şam havaalanına uçaklarını gönderip orada yaşayan Ermenileri tahliye etmesini içim burkularak ve kıskanarak okudum neredeyse. Ve diğer ülkelerin kendi insanlarını savaş koşulundan kuşlar misali alıp güvenli ülkelerine geri götürmesine ne yalan söyleyim özendim.

*****

Çerkes halkının yeniden bir ulus olmak için, yeniden ayağa dikilmek için Türkiye de yaşayan Çerkes çoğunluğa ihtiyacı var. Zira en fazla Çerkes nüfusunu barındıran ülke burası. O halde yeniden Çerkesleşmenin taze adımları hiç üstümüze alınmasak da bu coğrafyadan çıkmalı. Dünyanın neresinde yaşıyor olursak olalım, diğer bir yerde ki Çerkes’in tasası bizim de sıkıntımız olmalı. Bugün Suriye de, yarın belki Ürdün de başka bir zaman Türkiye de yaşayan Çerkes’in kendini  yaşadığı ülke dışında bir toprağa ve bir ulusa ait hissetmesini sağlamak sanırım zor değil. Çünkü kaybettiğimiz bu ruh bize gerekli. Ne yapıp edip toplumsal kodlarımızı ve aitlik duygumuzu ele geçirmenin, ateşlemenin yollarını bulmalıyız. ÇERKESYA ve ÇERKES ismi işte bu yüzden sihirli ve bir o kadar da gerçek galiba. Dünyanın her yerine dağılmış bir ulusun parçalarını puzzle misali bir araya toplayacak kadim toprağımız sessiz, güngörmüş ve sabırlı haliyle kendisini yeniden var edecek insanlarını bekliyor. Suriye’den vatana dönmek isteyen savaş yorgunu Çerkesler, orada ki yeni hayatların işaret fişeği olacaklar belki de. Kim bilir? Galiba Dünya durdukça savaşlar, trajediler olacak, ama bizim gibi savrulmuş halklar için bu gerçekleri yeni bir hayatın eşiği olarak kullanmak neden mümkün olmasın?    

Bu yazı toplam 6544 defa okundu.





hulusi sarucan

Diasporik, diaspora modern olanın dili böyle işler. Ama Adiğeler daha henüz kavramlara içerik verebilmiş veya kavram üretebilmiş değil. Aslında Diaspora olduğuna daha yeni yeni farkında ki o zaman bir yığın, kendisine ait olmayanı kavrama noktasına gelecek.
Duyarlı bir tavır koyduğunuz açık, üzüntünüzü paylaşmak zorunlu ama Adiğelerin tarihsel yanılgısı, örgütlü olamazlar.

24 Ağustos 2012 Cuma Saat 23:28
CANDEMİR-KAYSERİ

NURHAN HANIM AZ YAZIYORSUNUZ. DAHA SIK YAZIN BENCE.

SELAM GUAPE.

CANDEMİR

24 Ağustos 2012 Cuma Saat 20:14
Sewcen İsmail

Bayram günü Suriyede ki Çerkeslerin durumu hiç de bayramlık olmayacak. RF nun koyduğu kotaları tepkilerimizle yumuşatmaya zorlamalıyız. Çerkes kamuoyu hiç susmamalı.

17 Ağustos 2012 Cuma Saat 14:31
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net