Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Çetao İbrahim
Daha az dans, daha çok kültür ve sanat
26 Nisan 2012 Perşembe Saat 15:22

19 ncu yüzyılda karşılaştığımız büyük felaketten sonra anavatanlarında ve çeşitli ortadoğu ülkelerinde azınlık ve dağınık yaşamak zorunda bırakılan Çerkeslerin ulusal kimliklerinin en flu olduğu ülke Türkiyedir.Türkiye dışındaki ülkelerde yaşayan Çerkesler, bu ülkelerin  yaşamında  kendi ulusal kimlikleri ile bilinirler. Rus veya Arap olduklarına dair resmi bir dayatma ile karşı karşıya olmadıkları gibi bu ülkelerin halklarında da  böyle bir algı yoktur.Söz konusu ülke Türkiye olduğunda  durum farklıdır.Özellikle Cumhuriyetten bu yana devletin tüm imkanları tek bir ulus ve kültür yaratılması için kullanılmıştır.Bu amaçla oluşturulmuş kalıba uymayan  kültürler  yok sayılmış, gelişimleri engellenmiştir.Onların ayrı bir halk,kültür ve tarih oldukları gerçeği hem kendilerine hemde toplumun geneline unutturulmak istenmiş,bu konuda oldukça başarılı da olunmuştur.

Devletin bir asra yaklaşan bu asimilasyoncu politikalarının sonucunda Çerkesler Türkiyede en az tanınan halkların başında yer alır olmuştur. Kimilerine göre Çerkes Mit,emniyet ve derin devlet,kimilerine göre ihanet,kimilerine göre kızları güzel bir millet, kimilerine göre de itimat ve sadakatın adı olmuştur. Çerkeslerin salt bu söylenenlerden ibaret olmadıklarını, kendilerine özgü yaşam şekilleri, tarih, kültür ve vatanları olan bir dünya halkı olduklarını hem kendimize hem de birlikte yaşadığımız ülke insanına anlatma görevi  sivil toplum örgütlerimize ve halkımızın aydınlarına düşmektedir. Bu alanda günümüze değin hiçbir çalışmanın yapılmadığını, hiçbir ilerleme sağlanmadığını söylemekte doğru olmaz.Ancak,günümüzde hala bir televizyon programına katılan gazeteci arkadaşımız Fuat Uğur’a program yapımcısı: “Çerkes dendiğinde benim aklıma TSK,MİT,EMNİYET ve DERİN DEVLET geliyor” diyorsa, Yirmi yıllık Kaymakam Çerkeslerin Türk olmadıklarını Maykop’a geldiğinde öğreniyorsa ve bu örnekleri daha kolaylıkla çoğaltmak mümkünse daha önümüzde katetmemiz gereken çok uzun yol var demektir.

Derneklerimizin çalışmalarını internet üzerinden izlemeye çalışıyorum.Genel kurullarına sundukları faaliyet raporlarına, otuz, kırk veya ellinci kuruluş yıllarında yaptıkları toplantılarda neler yaptıklarına göz gezdiriyorum.Üzüntüyle söylemek gerekirse, çalışmaların neredeyse tamamını haluj yemek ve halk danslarını izlemek oluşturuyor. Buna benzer bir duruma anavatanda da rastlamak mümkün. Orada da dans guruplarında yer alanların sayısı kültür ve sanatın diğer dallarında olanlardan bir kaç kat daha fazla.Bu yüzden Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinin ikinci adları folklor cumhuriyetine çıkmış durumda.Amacım danslarımızın halkımızın yaşamındaki anlam ve önemini görmezden gelmek değildir. Sadece dansla bir yere varılamayacağının altını çizmek istiyorum. Derneklerimizi en kısa zamanda halkımızı bilgilendirme ve bilinçlendirme yuvaları haline getiremezsek ulusumuzu gelecek günlere taşıma imkanı olmayacaktır.

Bu düşüncelerden hareketle geçtiğimiz yıldan itibaren Türkiyedeki toplumumuza imkanlarımız ölçüsünde kültür ve sanatımızı tanıtmak amacıyla bazı etkinlikler yapmayı planladık.İşe önce resimle başlamamız gerekli oldu.Yaşamı boyunca Çerkeslerin mitolojisini,halk masallarını ve tarihlerini resmetmiş,birçok sergiler açmış ancak en çok Çerkesin yaşadığı ülkede hiç sergi açamayan Kat Tevuçoj’un  Türkiye’de resimlerini tanıtmayı düşündük. Bu fikri destekleyen ve elinden gelen her türlü fedakarlığı yapan dernek ve vakıf yöneticilerimiz olduğu gibi insanlarımızın resme ilgi duymadıkları, tabloları nakletme güçlüğü ve benzer sebeplerle bu önerimizi kabul etmeyen dernek yöneticileri de oldu.Destek veren insanlarımızın sayesinde 2011 yilinda İstanbul Bağlarbaşı derneğinde ve Bursa’da Nilüfer Belediyesi salonunda birer sergi açma imkanı bulduk.

Ankara’da Kafdav Başkanı Sayın Muhuttin Ünal’ın desteği ile Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde 20 Nisanda serginin açılışı yapıldı. Böylece Çankaya ve Maykop Belediyeleri arasında 15 yıl önce imzalanan işbirliği anlaşması da pratiğe geçmiş oldu.

Açılışında bulunduğum bu sergi üzerine biraz yorum yapmak istiyorum.

Sergi bir yönden başarılıydı.Açılışta yüz kadar insan vardı.Takip eden günlerde de hergün 20-30 kişi sergiyi gezdi.Bastırılan broşürler alındı.Ben orada iken bir televizyon kanalı çekim yaptı.Hürriyet gazetesinde yer aldı.Serginin Çerkeslerin tanınmasına bir katkı sağladığına inanıyorum.Beklenen miktarda da tablo satışı gerçekleşti.

Sergi bir yönden başarısızdı.Günler önce internetten duyurulmuş,derneklere afişler asılmış,davetiyeler gönderilmiş ve dörtbin civarında kişiye a-maıl yoluyla bilgi verilmişti.Sade Kızılayda oturan Çerkesler gelse açılışta beşyüz kişi olmalıydı.Benim bulunduğum ilk iki gün içerisinde satılan 18 tablonun 15 şini bir kolleksiyoncu satın almıştı ve Çerkesler tarafından satın alınan tablo sayısı 3 tü.Gerçekten halkımız sanata  ilgisizmiydi?Yaşamını halkına adamış olan sanatçıya daha güçlü bir şekilde sahip çıkmak gerekmezmiydi?Sorumluluk sahibi herkesin bunları düşünmesi gerekir.

İkinci çalışmamızda ise şair ve yazarlarımızı,edebiyatımızı tanıtmayı hedeflemiştikBize destek olan dernek yöneticileri ve duyarlı arkadaşlarımız sayesinde 2011 yılında şair ve yazar Maşbaş İshak için Ankara ve İstanbul’da  tanıtım etkinlikleri düzenlendi.2012 yılında İstanbul Kafkas Kültür ve Bahçelievler Çerkes derneklerinde,Çorum ve Tokat illerinde  şair yazar ve dramaturg Kuyoko Nalbiy’i tanıtmak amacıyla edebiyatçı,tiyatrocu,şarkıcılardan oluşan bir gurupla etkinlikler gerçekleştirdik.Bu etkinlikler Mayıs ayında Ankara,Düzce ve Kocaeli’de tekrarlanacak.Kuyoko Nalbiy ile ilgili etkinlikler Adiğe televizyonundan gurubumuzda yer alan bir yapımcı ve kamereman tarafından da kayda alınarak Adığey televizyonunda yayımlandı.

Türkiye’de Adiğe edebiyatı üzerine program yapmak zordu.Edebiyat,özellikle de şiir, yazıldığı dilde  güzel ve anlamlıydı.Söz konusu olan Kuyoko Nalbiy olduğunda zorluklar ikiye katlanıyordu.Onun eserlerini yazdığı dilde de anlamak güçtü bu yüzden Türkçeye çevirmek  zorlaşıyordu.Bu güne kadar onun eserlerini çevirmeyi düşünenler çalışmalarını yarıda bırakmışlardı.Bu zorlukları şair ve çevirmen arkadaşım Yenemuko Mevlüt uzun bir çalışmanın ardından yenebildi.

Türkiye’deki insanlarımızın büyük kısmı Adiğeceyi bilmiyordu ama hedefimiz Adiğe edebiyatı olunca Adiğe dilinden de vaz geçemezdik. Dil bilenleri ve bilmeyenleri de hesaba katarak programımızı yarı yarıya Türkçe ve Adiğece yaptık.İnsanlarımıza usta edebiyatçımız Kuyoko Nalbiy’i tanıtmada bir nebze olsun başarılı olabilmişsek gurubumuzun üyeleri bundan mutlu olacaklardır.

Bu etkinlikleri bölgelerdeki derneklerin yöneticileri ve duyarlı arkadaşlarımızın destekleri sayesinde yaptığımızı tekrar belirtmek istiyorum.Etkinlik yapmak üzere başvurduğumuz bir şehrimizdeki dernek yönetimininden ise belirtilen tarihte Haluj gecesi planlamış oldukları gerekçesiyle kabul görmedik.Aradan birkaç ay geçtikten sonra bu dernek yöneticisi ile yüz yüze görüşme imkanımız oldu.Üyelerini ancak düğün ve halüj yemek için toplayabildiklerini,kültürel etkinliklere katılım olmadığını bu nedenle önerimizi kabül etmediklerini açık sözlülükle ifade etti.

Bunlardan çıkarılması gereken ders şuydu:İnsanlarımızın ulusal yemeklerimize ve danslarımıza düşkünlükleri bir gerçekti.Ama bu diğer kültürel etkinliklerden vazgeçmemiz anlamına gelmemeliydi.Aksine ulusal varlığımızın olmazsa olmazları olan kültür ve sanat dallarına ilgiyi artırmak,onların araştırılması ve öğrenilmesi için her türlü çabayı göstermek bir zorunluluktu.

Bundan sonraki çalışmalarımızda hedefimizin daha az dans,daha çok edebiyat, sanat ve bilim olması dileğiyle.

Bu yazı toplam 3987 defa okundu.





Alaattin Sağlam

Folklor ve düğün yada ceug... Bunları sürekli pompalayan ve en büyük etkinlikler olarak bol bol festivaller zincirinide pompalayan Kaf_Fed'dir.
En büyük kurum denilen Kaf_Fed bun pompalamakla kalmıyor, Kafkas isminde kalmak için kürsüye vura vura hatta ağzından tükürükler cıkararak bölücü hainlerle mücadele edecegini genel kurulda deklere ediyor. Bununla yetinmiyor; bölge toplantılarında yeni anayasa çalışmalarında cerkesler ne istiyor diye, sözüm ona çok önemli bir iş yaptıgını sanıyor. Bu toplantılarda da daha da komiği, kendisine Çerkes ismine neden dönüşmüyorsunuz diye soranlara; Süleyman Demirel taktiği uygulayıp bulun %51'i bizde sizi destekleyelim diyor. Yani taktiksel ve kurnaz politikalarla Çerkes kimliğinin dogru yere tasınması olayını manuple ediyor. Bunuda herkes yutuyor sanıyor. Carı ,,,,,,

07 Mayıs 2012 Pazartesi Saat 21:58
saim

Bence dans bir kültürün bedensel yani görsel ifadesi ve eylemidir.Kültürel birikimi,bilimi,sanatı gibi konularsa ruhsal eylemi."Sıde wu şıt" ı yani hayata karşı nasıl durduğumuzu hatırlattığınız için teşekkürler..
Hani hep konuşuyoruz ya 21 Mayıs da protestolar...Sanırım edebiyatı,sanatı,bilimi ve tüm kimliğiyle kendin olarak yaşayabilmek bu hayata karşı yapılacak en büyük protesto eylemidir aslında.Hayata karşı duruşumuzdur .İbrahim abi siz aslında direkt olarak sıde wu şıt diyorsunuz bize.Terezep sışnaxıj.Yardıma ihtiyacımız var sanırım.

Selamlar

03 Mayıs 2012 Perşembe Saat 05:37
Murat Bingöl

Yazılanlara katılmamak mümkün değil, ancak'' daha az dans'' yerine sanırım en az dans kadar edebiyat , bilim ve tarih bilincini koyabilirsek,
bu alanlardada insanımızı üretken ve katılımcı kılabilirsek ,kaderimizi değiştirmeye başlamışız demektir.
Bunu yapabilecek bir tarihsel ve toplumsal birikime sahip olduğumuza inanıyorum.
Sağlıcakla

03 Mayıs 2012 Perşembe Saat 00:09
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net