Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kalekute Enver Sağlam
PAZARA ÇIKAN AKIL
02 Ocak 2012 Pazartesi Saat 04:49
Bu ve benzer yazıların iman tazelemekten öte bir şey ifade etmediğini; herkesin pazara çıkardığı aklını, yine satın alıp geldiği gerçeğini de vurgulayarak birkaç kelam daha edelim…

Bizim gibi düşünmeyenler bir şeyler yazsa da hakaret etsem diye bekleyen pesimist kardeşler de yine kalemlerini sivriltsinler bu arada. Yazılardaki ironiyi, aforizmaları, metaforları anlamayan, alegorik bir anlatımı bile hakaret vesilesi sayanlara söz kâr eder mi bilemem. Umarım beyhude bir çaba olmaz…

Yapılan “çağrı”ya da icabet ederken sevgili arkadaşlarıma bir de sorum olacak. Şimdiye kadar yazdığım yazılarda herhangi bir şahsı hedef alan bir  tek hakaretim olmuş mu bir dönüp bakın isterseniz. Haa adam aportta bekleyip “yorum” adına rezilâne bir şeyler yazıyorsa da kuru gürültüye pabuç bırakacak değilim elbet. Bu da böyle biline!…

Ateşteki kestaneyi  almak için maşa kullanıyorsanız, onu da bilelim yani. Yoksa yapılan eleştirilerden ders çıkaracak birikimimiz var çok şükür.

Yani demem o ki; kişi ve kurumlara eleştiri getirirken hakaret yolunu seçmemişiz. Biraz ironi, biraz hicivle karışık meramımızı anlatma yolunu seçmişiz. Bu konuda algı sorunu yaşayanlar; eleştiriye hakaretle cevap verince de biz de ağızlarının payını vermişiz. Kerameti kendinden menkul kişilerin kuru gürültüsüne; ben de “boş teneke  çok ses çıkarır” derim ki çok ağır olur.

Donanımımız konusunda ahkâm kesen yüksek donanımlı (!) arkadaşlar, dolu dolu müktesebatlarını, muhteşem belagatlarını, şaheser edebiyatlarını kaleme vursalar da biz de müstefid olsak diye bekliyorum inanın ki.

Yapılacak bir tashihata, koyulacak bir muhalefet şerhine ve elbette ki fikrî eleştiriye açığız. Bilgenin söylediği gibi  “bilgi adına hiçbir şey bilmediğimizi” bilecek kadar bir kültürümüz var; ama adamın derdi üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek olunca ve de  işin raconu bu diyerek bir de perde arkasından bel altı vurunca ne yapacaksın ki başka… O zaman biz de kalem kılıçtan keskindir deyû cenge tutuşuyoruz; ama kahpece, pusu kurarak değil. Şövalyece. Adımız, soyadımız, sülale adımız, fotoğrafımız ve de yazdıklarımızla ortadayız. Öyle sütre gerisinden ateş etmiyoruz yani.

Bir kardeşime de izah edeyim. Anneannem Türk delikanlı. O kabardey arkadaşın elinde mezura ile dolaşıp kafatası ölçüsü almaya başladı ise yandık o zaman.(Site yönetimi ve site ekabirleri sadece bu yorumdan dolayı  yazılar kaleme almıyorsa zaten, çekiver kuyruğunu demem de gerekir zannımca) Zira eşimin de babası Türk. Gerçi kayınvalidemiz bir Khuade. Belki oradan bir torpilimiz olur diye düşünüyorum ama bilemem. ( Burada “Napçaz şimdi ahaa!!..” melodisi devreye girer.) Yani kızım Setenay ve oğlum Aytek benden de Türk… Ailecek işimiz kötü desenize. Üstelik biz şimdi iki cami arasında beynamaz kaldık. Türkler Çerkes kanından dolayı, Çerkesler de Türk kanından dolayı vurun abalıya derse bizim yatacak yerimiz yok demektir ki vah bize. Heyhat ki heyhaaat!..

Bir de ciddi ciddi bir cümle: Benim Çerkesliğimi-Adıgeliğimi  ölçecek terazi sizin elinize mi kaldı hadsiz- çapsızlar. Haddinizi bilin!...

Üslubumuzu beğenmeyen zat-ı muhteremlere sözüm o dur ki biz yoğurdu böyle yiyoruz erenler. Ve hatta imkânı olsa da köşemizin adını “hafif meşrep yazılar” koysak. Sizin için de köşenin adından hareketle  hakaret kolaylığı olur üstelik.

İyi de kardeşler benim yazımı okuyun diye devlet kararname mi yayınladı bu ülkede ve de  Çerkesya’da. Yoksa tek parti döneminin (ve hatta her dönemin) jandarma dipçiği mi geldi kafanıza? Okumazsınız olur biter. Değil mi efendim? Bütün bunları yazınca birden bir dejavu hali geldi oturdu sayfanın ortasına. Ulen ben bu ruh halini bir yerlerden hatırlıyorum  dedim birden. Düşündüm ki benzer manipülasyonları yapan kardeşler var hafızamın derinliklerinde.

Aslımızı neslimizi merak edenlere biraz daha ayrıntı verelim…

Sizin adınıza üzgünüm. Ben de soranlara kendimi Çerkesim diye tanıtıyorum.(Sizce mahzuru yoksa eğer) Daha da anlayan olursa Adıgeyim diyorum. İnanmayacaksınız belki ama ‘seadıge’ bile diyebiliyorum. ‘Adığabze çerep’ ama yine de kendimi arada böyle kaynatıyorum anlayacağınız.... İyi de aga bunları niye anlatıyorsun diyenlere bir konuyu, bir daha hatırlatmakta fayda var. Yarın öyle gelişmeler olur ki bugün söylediklerinizi yarın hatırlamak bile istemezsiniz ağalar beyler ve de hanımlar. Hatta inkar edip tam tersi şeyler bile söylersiniz. Bugün küfrettiğinizle yarın kol kola arz-ı endam edersiniz.

Gençler pek hatırlamaz ama ağaları gayet iyi bileceklerdir. Düne kadar tu kaka edilen Kafkas Dernekleri’nde herkes mesut bahtiyar gülüp oynuyorlardı. Yirmi yıl öncesinde gündemimizde sürgün yoktu. Soykırım zaten hiç yoktu. Yarım ağız bir göç-sürgün  bahsi geçerdi o kadar. BKD’nin yıldızı çok daha parlaktı. Yedi Yıldız diye de bir dergi vardı. Onu çıkaran arkadaşlardan kimi, şimdi bambaşka mecralarda. Biz o tartışmalara çok fazla yetişemedik ama ‘Dönüş’ fikri çok daha popüler bir tartışma konusu idi. Sonra Kafkasya’ya gidenler oldu. Dolce vita yaşam arzusuyla gidenleri hiç söylemeyelim bile. Olmadı, dönenler de oldu. Gidince hayal kırıklığı yaşayanlar; gidenlere kem gözle bakanlar; daha önce aklınız neredeydi diye horlananlar; hep bildiğimiz hikâyeler yani…

Açıkçası heyecanını zapt edemeyen, hakaret etmeyi siyaset sayan ateşli genç ve genç üstü arkadaşlar; konjonktür yarın öyle bir gelişir ki  ateşli  bir şekilde Birleşik Kafkasya diye bağırırken boyun damarlarınız şişmiş olur  da hiç şaşmam hani yani...

Bakın ben size elli yıllık hayatımın en azından 35-40 senesine sığdırdıklarımı hatırlatayım.

Türkiye’de iki ihtilal ve bir sürü yarım ve çeyrek ihtilal girişimleri oldu. Binaenaleyh “şapka” altı kere gidip yedi kere geldi. Solcular kapitalist oldu. Maocular milliyetçiler ile Kızılelma koalisyonu yaptı. Ecevit MHP ile koalisyon hükümeti kurdu . (Daha önce de MSP ile kurmuştu.) Halklara özgürlük, halkların kardeşliği diyenler ulusalcı olup faşistlere rahmet okuttular. İslamcılar gümbür gümbür iktidara geldiler ve  mason dedikleri  liberallerle ile kol kola girip hükümet kurdular. Liberallerle al takke ver külah derken;  bir de üstüne üstlük bu coğrafyada olmasına bile tahammül edemedikleri Ermeni ideologları baş tacı edip iktidara giden yolun taşını beraber döşediler. (Açıkçası  bence iyi de ettiler) Kendi baronlarını yetiştirdiler. Nazım Hikmet suç olmaktan çıktığı gibi; tezgah altında peynir ekmek gibi satan Kürtçe kasetlerin yerini TRT ŞEŞ aldı.Solcu geçinen Kürtler de Kürtçü faşist oldu. Devlet Dersim’den  ders çıkarıp özür diledi. Muğlalı Paşa’nın adı kışladan kaldırıldı. CHP milletvekili bile “Dersim ile yüzleşmeliyiz” dedi  ki gerisini siz düşünün.

Sonra…

Avrupa haritası kaç kez değişti.  Kimisi kan revan içerisinde, kimisi gayet medenice haritaları bir daha çizdiler. Milliyetçilik mikrobu faşizme evrilince Yugoslavya kan gölüne döndü. Dünyada neredeyse Komünizm diye bir düzen kalmadı. Pardon biraz Küba’da ve bolca Kuzey Kore’de kaldı. (Oradaki mesut ve bahtiyar (!) küçümen insanlar komedi filmlerine taş çıkarırcasına salya sümük meydanlarda günlerdir ağlıyor.) Birbirlerini kıran Fransa ve Almanya şu an enseye tokat mesabesinde. (Aman Merkel dikkat! Bu Sarkozy’nin sağı solu belli olmaz. Arada sen de kaynamayasın. Kız Carla Bruni, sen sen ol, kocana mukayyet ol) Dağılan Sovyetler’den çıkan devletleri hesaplamak için kollu Facit  lazım. Berlin Duvarı yıkılıp D.Almanya aslına rücû etti. Orta Doğu  ve Kuzey Afrika kazanı kaynamaya devam ederken Araplar kendi yapıp taptıkları putları birer ikişer yıktı.. Baksanıza Kafkasya’da Abhazya bile devlet oldu. Yarın Zerdüşt pardon Sam Amca buyurursa bakarsın Bağımsız Çerkesya diye de bağırabiliriz elbette. Ya da ne bileyim, babalar, hedefiniz Bağımsız Birleşik Kuzey Kafkasya derlerse de şaşırmayız inanın.

Bakarsınız Çerkesya’da Marksist bir sistem; olmadı Marksist-Leninist; olmadı Stalinist bir  dünya kurulur. Ya da Gorbi buralara da el atar. (Bendeniz Türkiyeli bir mujik olarak bu işlerden pek anlamam ama laf olsun diye yazıyorum işte.)

Yani sen sen ol delikanlı “bugünlerin yarınları var” şarkısını unutma. Ya da  benim bu boş yavelerime kafayı takıp cevap vermeye bile uğraşma. Sen otur şöyle dört başı mamur bir yazı döktür de cümle alem analar ne yiğitler doğuruyor görsün. Yazının feyzinden ışıklar saçılsın.Yolumuz aydınlansın. Enver’in aydınlığı sadece adında kalsın.

Yahu arkadaşlar sormayacağım deyip kendime ceza verecektim ama yine de bir yol bulup sorayım dedim. Hani bir önceki o rezil(!) yazımda da bahsettiğim gibi olur da yarın sabah kalktığımızda Kafkas Dernekleri, Çerkes Dernekleri  haline geliverse ve Çerkesya Yurtseverleri’nin dillendirdiği o Çerkesya Devleti kurulsa rejimi ne olacak mesela. Güney Afrika Cumhuriyeti’ndeki gibi  bol miktarda resmi dil olabilecek mi acep? Rejim, halkların kardeşliği mi diyecek yoksa “ne halkı lan bir halk vardır o da sadece Adıge halkı mı” diyecek. Ve hatta sadece yedi kuşak Adıge ari halkı mı olacak. Hoşamafe’ye “Ne Mutlu Adıgeyim Diyene” mi yazılacak mesela?… Veya “Elbruz kadar Çerkes dolmenler kadar Paganız” mı diyeceksiniz?… Ya da rejimimiz Suudi’den mi ithal edilecek?… Ne bileyim belki de  Medine Vesikası’ndan hareketle “lekum dinikum veliye din” diyeceksiniz… Ayrıcana, devlet kutsanacak mı yoksam “önce insan” mı denecek?… Yoksa  bilemediğimiz post modern bir devlet anlayışını mı hayata geçireceksiniz?; ve bu devletin paradigması ne olacak?... Vaclav Havel gibi “İnsanlar sınırlardan önemlidir” de diyebilirsiniz ihtimalen…

Belki de şimdilik söylenecek söz, önce bir devleti kuralım, istim arkadan gelse de olur; “THA kerim” deyip sonrasına bakarız da denebilir elbet.

Sorularım çok da şimdilik bu kadar yeter.Bunlar bile yeteri kadar küfretmeye yeter size.

Lakin küfrederken sloganların içini de doldurmayı ihmal etmeyin isterseniz!...

Site yönetimindeki arkadaşlarıma da bir sözüm olacak ayrıca. Eğer bu yaştan sonra derdiniz beni terbiye etmekse yemezler arkadaşlar. Bunun için maşaya gerek yok.  (Bazıları ile aranızda zımni bir anlaşma varsa, özelime yazın. Söz, ben kimseye bir şey demem) Açık açık deyin ki bu yazılar “beni – bizi rahatsız ediyor” bileyim.

O zaman ben de derim ki “daha da yazmam”

Anlaştıııık?!...(Kirkor Cezveciyan aksanıyla yani)

Yoksa bizim oğlan bina okur döner döner yine okur!..

Ya da ne bileyim “hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” nevinden bir hezeyan dahi çıkabilir ağzımdan…
2012 tüm dünyaya olduğu gibi Kafkasya ve Türkiye’ye  de barış ve huzur getirir inşallah!


Bu yazı toplam 3373 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net