Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kalekute Enver Sağlam
ÇERKES DERNEĞİ AMAÇ MI ARAÇ MI?
25 Aralık 2011 Pazar Saat 13:22

Kaffed Genel Kurulu ile yoğunlaşan gündem ateşinin altını biraz daha harlamak lazım. Bel altı vuruşlar olmadıktan gayri bütün bu tartışmaların bizi daha iyiye daha güzele götüreceğine inananlardanım. En nihayetinde hepimiz aynı halkın çocuklarıyız.

Bu yazım biraz da daha önceki yazılarıma yapılan yorumlara da cevap niteliğinde olacak. Bazılarının seviyesi konusunda olumlu düşünmem mümkün değil. Belki de bazılarına ayni ağızdan cevap vermek gerekecek.

Şimdi gelin önce soruları alt alta sıralayalım:

Kaffed madem Kafkas Dernekleri Federasyonu o zaman niye Çerkes Dernekleri de federasyonun üyesi?..

Türkiye’deki genel Çerkes algısının, Çerkes=Herkes olmasının hiçbir önemi yok mu?..

Dünyadaki Çerkes algısı Çerkes=Adıge midir?..

Kafkasya’da daha doğrusu Adıge Cumhuriyeti, Kaberdey ve Karaçay Çerkes’deki Adıge halkı bu fikrin neresinde ve ne kadar meseleye vakıf ve ilgili?

Çerkesya  esasen tam da neresidir? Farklı dönemlerdeki farklı haritalar neyi ifade ediyor?

Bu ve buna benzer bir çok soruyu daha sıralamak mümkün.

Bu soruların cevapları daha muallakta iken bir taraftan da Kafkas Dernekleri, Çerkes Derneği olsun diye bastırılıyor. Hani yani birden bir ilham gelse ve yarın sabah bütün derneklerin isimleri Çerkes Derneği olsa bütün mesele çözülse diyesi geliyor insanın. Bazen öyle söylemlerle karşılaşıyoruz ki inanın şaşırıyorum.  

Bunları yazarken de bir şeyi bir kere daha vurgulamakta fayda var. Evet Abaza, Çeçen ve Osetler kendi dernek ve vakıflarını kurdu. Ama bu mesele zaten çok yeni bir mesele değil ve biz bütün bu camiadaki arkadaşlarımızla düne kadar hiç ayrılık gayrılık gütmeden sorunsuz yaşadık. O yapılar ortaya çıkınca da çoğu ile ve hâlâ da yaşıyoruz.  Ayrılık güdenler varsa da o onların ayıbı olsun. Ben Kafkas halklarından son  bir  kişi bile “hemşerim ben sizden değilim” diyene kadar Çerkes=Herkes demeye devam edeceğim. Bu topraklara kimin ne zaman ve hangi şartlarda geldiğinin benim için bir önemi yoktur. Bu halkların çocukları ile biz gerek Osmanlı ve gerekse Türkiye Cumhuriyeti döneminde kader birliği yaptık. Beraber acıları yaşadık. Beraber gülüp, beraber eğlendik. Birbirimizden kız alıp verdik. Ve hep beraber, bütün bu insanlarla Kafkas Dernekleri’nde buluştuk. Bilemiyorum, belki en başında Çerkes Teavün Cemiyeti kapatılmasa idi belki bugün başka şeyleri tartışıyor olacaktık. Ama ne oldu ise birdenbire bir Çerkes=Adıge ihtirasına kapıldık. Ve gittikçe keskinleşen, sertleşen bu tartışma beni ürkütüyor. Bölünüp parçalanıp, mikro milliyetçilik maması olarak devlerin dişlerinin kovuğundaki yerimizi alır mıyız diye endişeleniyorum

Kısacası daha önce de yazdığım gibi gidene kal kalana da git demem. Gidene biraz buruk da olsa yolun açık olsun derim.

Birleşik Kafkasya idealinin de bir ütopya olduğunu kendi adıma söylüyorum. Keşke  federal bir yapı olsa diye de  düşünmüyor değilim  ama bu  konjonktürde bunun da mümkün olmadığı  görülüyor açıkça. Mevcut idari yapı ile oynayıp duran Rusya’nın gözümüzün içine baka baka bir de Soçi olimpiyatlarını yapma çabalarını da görünce, bizim kendi aramızda didişip durmamızın ekmeklerine ne kadar yağ sürdüğünü de  düşünmeden edemiyorum.

İşin Türkiye boyutu daha da vahim tabi. Anavatandan daha çok nüfus barındırdığımız bu topraklarda başta dilimiz,kültürümüz yitip giderken ve devlet siyaseten bizi görmezden gelip yok sayarken, biz adeta horoz dövüşündeyiz. Nüfusumuzun ne kadar olduğu belli değil. Olan nüfusun hâlâ tam asimile olmamış kısmı bir avuç iken, bu bir avuç insan da birbirimizi yiyip duruyoruz. Enerjimizi boşuna tüketiyoruz.

Yahu erenler!..

Sevgili Çerkesler ve de herkesler!..

Üç beş dernek dışında derneklerimizin çoğu kendi giderlerini karşılamaktan aciz!

Derneklerin önemli bir kısmı tabela derneği ve bitkisel hayatta!

Çerkes Dernekleri dahil üyelerinin çoğuna dünya haritasını açıp Kafkasya’yı  gösterin deseniz yerini bulamaz.

Süreli yayın adına durumumuz fecaat! Okuyan, alan yok!

Camiamızla ilgili basılan kitap sayısı ve hele hele satılan kitap sayısı içler acısı. Okuyanları hiç sormayın!

Yapılan  her türlü etkinliğe katkı veren insanlar hep aynı.

Kaffed Kaffed diye şişinip durduğumuz kuruluşumuzun Genel Kurulu’na katılım yüzde altmış. Katılanların önemli bir kısmı da bir an önce bitse de gitsek derdinde.(İki yılda bir Genel Kurul ve katılacak insan sayısı 250 civarı). Dernek üyelerinin bir kısmının adları mezar taşlarında. Ama kağıt üzerinde delege hesabı yapanlar naylon üyelerle genel kurullarda pazarlık peşinde.

Türkiye’de siyaseten Çerkes’in adı  yok. Siyasiler bizleri bir dolgu malzemesi olarak görüyor. Bizleri dinlemeye bile tahammülleri yok.

Medya gücümüz yok. Medya da adımızı duyurabilecek insan sayısı bir elin parmakları kadar.

Entelektüel kadrolarımız yok. Millet bangır bangır  televizyonlarda cirit atarken biz Murat Bardakçı, yardakçı ve çanakçısı gibi densizlerin bile karşısına çıkaracak donanımda bir adam bulamıyoruz. Varsa da bilmiyoruz. Olanı da medyada lanse edemiyoruz.

Bu vasıftaki birkaç insanımızı da adeta linç kampanyasına tabi tutuyoruz.

Açıkçası  tartışmanın seyri ve tarzı beni rahatsız ediyor. Çerkes=Adıge diyeceksek de, bütün dernekleri Kafkas derneği değil Çerkes Derneği yapacaksak da tartışmanın seyri beni rahatsız ediyor.

Sıkıldınız biliyorum ama bu konu ile ilgili yazmadığımı söyleyen  Zawurkan Zolan arkadaşıma da cevaben yazmış olayım dedim.

Hemen peşinden Zawurkan’ın üslubundan ve yazdıklarından dolayı kendisine teşekkürlerimi ilettiğimi de ifade edeyim.Ortada kuyu varsa gerekirse o kuyuya iner, çıkar, yine yolumuza devam ederiz Zawurkan. (Zeki Müren sağ olsaydı elbet o da bizi görebilirdi. Skype ve 3G’li cep telefonları falan…Öyle değil mi? J)

Tabii diğer yorumlara da değinmem gerekecek biraz. Gerçi rumuzla yazanlara cevap vermenin anlamlı olmadığını da belirtmeliyim öncelikle.  Çerkesim çerkesim deyip de bir rumuz arkasına saklanan adamı kaale almak ne derece doğru olur takdiri size kalmış. Seviyeyi alçaltmak değil çukurlaştıran dolayısıyla seviyeyi kubura çevirenlere önce delikanlı ol demek lazım herhalde.Onları ayıbı ile baş başa bırakırken, en azından ismini yazma farkını ortaya koyan arkadaşlara da birkaç kelam edeyim.

Önceliği soy adaşıma vereyim. Rahmetli amcamın da adını taşıdığı için biraz kelimeleri seçerek kullanmaya çalışacağım da adam bizi çok yanlış yerden vurmuş. Onun için bundan sonra söz klavyede…

Ahh be kardeş Alaattin!.. Âlâ  ettin !.. Ne iyi ettin! Ve hatta bizi de cümle aleme rezil ettin(!).. Bizim ne haddimize ki Kaffed yönetimine talip olmuşuz… Senin  gibi âli ve  âlâ arkadaşlar var iken bizim haddimize mi düşmüş Kaffed yönetimi. (Sormadan edemeyeceğim. Adın ve soyadın gerçekten bu mu kardeeeş? )

Rezillik arıyorsan gel sana Kaffed Genel Kurulu’nu emellerine alet etmek isteyenleri göstereyim.  Başkasının yerine sahte delege olarak oy kullandırmak için mevcut yönetime yalakalık yapanları  söylesem inanır mısın acep? İnan inan!.. (İleride teklif eden ve edilenleri de söyleriz gerekirse.) Sen hangi rezillerin yanındasın onu söyle. Utanma açık ol.

Bu meyanda şu soruların cevaplarını da düşün ve git eski-yeni Kaffed yönetimlerine bir sor gerekirse.

Mesela:

Kaffed Genel Kurulu hazirun listesi kimlerden oluşuyor?

Bunların isimleri dernek dernek hazır mıdır?

Oy kullananlar kimlerdir?

Oy kullananlar ve sandık sonuçları birbirini tutuyor mu?

Kaffed Genel Kurulu’nun derneklerin genel kurulunun hemen arkasından yapılması bilinçli bir süreç midir?

Ankara Derneği’nin genel kurul tarihi Ankara Derneği’ne ekstra bir avantaj sağlıyor mudur?

Kaffed başkanı ve ağırlıklı yönetiminin Ankara Derneği olması anayasa hükmü müdür?

Derneklerin tamamına, genel kurul takvimini  Kaffed’e  göre ayarlayın demektense Kaffed Genel Kurulu’nu birkaç ay ileriye kaydırmak çok mu zordur?

Seçimdeki adaylarla ilgili konuşmaların sadece başkan adayları düzeyinde iki konuşma ile sınırlandırılması doğru mudur? (Pazar gününden bahsediyorum)

Divan başkanının bunu programda olmadığı halde oylamaya sunup emrivaki ile geçiştirmesi yasal mıdır? Ahlâki midir?

Gelen siyasilerin kendi propagandalarını yapıp yapıp sonra da çekip gitmeleri karşısında suskun kalan  verdiğimiz tepkiyi de geçiştiren divan başkanı ve bir bilenlerimize karşılık hiç sesini çıkarmaya çalıştınız mı?

Biz bir takımız diye yola çıkıp da bir gecede takımlarını satan yoldaşlara karşılık çok bile oy aldık diyen bizler rezil oluyoruz da sen bu yorumundan hiç utanmıyor musun  kardeeş?

Mevcut yönetime, bir gecede takımını satanlar gün gelir sizi de satar desek biz yine rezil olmuş oluruz değil mi kardeeş?

Biz verdiğimiz sözün arkasında sonuna kadar dururuz dediğimiz için rezil oluruz(!) kardeşcağızım ama inan bir gün olur da bir yerde yolumuz kesişirse ve doğru yaptığına inandığımız bir durum olursa,  söz sonuna kadar senin de yanında oluruz.

Bütün bunların üzerine ben de aparttığım bir dörtlüğü sunayım.  Madem şiirlerle yorumlandık, cevap hakkı doğdu sayılır. Şiir Namdar Rahmi’den:

“Böyle kambur Aslı’nın

Topal olur Kerem’i

Tezekten terazinin

B.ktan olur dirhemi”

Tamam mı kardeeeş?!..(Kendini fazla önemseme. Tüm sözlerim sana değil elbet. Kızım sana söylüyorum gelinim sen anla muhabbeti yani…)

Sen ve senin gibilere birkaç soru daha sorayım istersen.

1-Dernek,vakıf vs. kurumlara üye misiniz?

2-Yönetimlerde görev yaptınız mı?

3-Aidatlarınızı öder misiniz? Ekstra bağış yapar mısınız?

4- Her türlü etkinliklere gider misiniz? Bilet parası da öder misiniz?

5-Süreli yayınları alır okur takip eder misiniz?

6-Bize ait kaç kitabınız var kitaplığınızda? Kaçını okudunuz?

7-Aktif siyasetle uğraşıp kimliğinizi ortaya koyar mısınız?

8-Anavatan’a gittiniz mi? Oradaki gelişmeleri takip eder misiniz?

9-Kahramanlığınız sadece klavye düzeyinde midir?

10- Sanal alem her geçen gün çok daha önemli hale gelmekte ama siz bunu hangi amaçla kullanmaktasınız?

11-Burs,kurs gibi konular hiç ilginizi çeker mi?

12- Çoluk çocuğuna ve dahi eşine  ve dahi ahbâb-ı yarâna ne kadar sözünüz geçer.Tutup ellerinden bir derneğe götürmeye gücünüz yeter mi?

13- Bu soruların en azından bir kaçına evet diyebilecek beceriniz var mı yoksa cevap, e: Hiç biri mi?

Geçelim.

Serkan Berzek kardeşim, Kalekute’nin olduğu yerde katakulli olmaz. Katakullileri istersen özelden görüşelim. Ben bazılarının ipliğini pazara çıkaracağım çıkarmasına da cümle alem de öğrenecek rezilliği.

Bizi Zagor’a benzeten sikoş! Madem çizgi romandan açıldı aynı kanaldan devam edelim. Zagor ormanda adalet dağıtıyordu. O yüzden şeref duyarım benzetmenden.Gel istersen sen de Çiko ol. Ya da Dr. Sallaso! Olmadı Gamlı Baykuş!.. Sen seç!. Boşver boşver sen iyisi mi yine Nart ol, Abrek ol, Şamil ol !..

Sevgili Eşref(Baş) doğru dersin, taban önemli ama zaten problem burada. Taban olsa zaten bugün başka şeyleri tartışırdık.

Kısa bir fıkra ile bitireyim: Komutan, birlik komutanına, “savaşı niye kaybettiniz?” diye sorunca: “Efendim yüz tane sebebi vardı” demiş. “Birincisini söyle” diyerek çıkışmış üst rütbeli komutan. “Cephanemiz yoktu” diye cevap alınca da: “tamam” demiş, “gerisini söylemene gerek yok”  

Üstelik biz de ordu da yok sevgili Eşref. Bırak cephaneyi.

Hali pür melalimizi anlatmaya çalıştık amma sanmayın ki ben umudumu yitirdim.

Yine de…

Enseyi karartmayın!


Bu yazı toplam 4415 defa okundu.





Alaattin Sağlam

sayın kalelikute enver beye, benden öncekiler gayet güzel cevap vermiş, daha ben ne diyeyim ki? konuştukca ve yazdıkça batmaya ve donanımsız oldugunuz ortaya cıkıyor malesef :)

26 Aralık 2011 Pazartesi Saat 12:44
saim

Enver Bey sizi tanımıyorum ve ahada polemik çıktı dur atlıyım mantığıyla yazmıyorum. Ben ciddi anlamda teşekkür etmek için yazıyorum.Tüm kalbimle ve yüreğimle şu yazınız için teşekkür ederim.
Sizin tecrübe ve birikim dolu geçmişinize karşı, şu anki şartlarda klavye kahramanlığı yapan birisi olarak kendi geçmişimle cevap versem ayıp olmaz sanırım.

80 den sonra 90 dan önce memleketim de dernek yoktu ve 20 yaşın altındaydım.Kendi yaş grubumuzla gerçekten kalabalık ev toplantıları yapardık ve düzenli olarak yarısı sohbetle geçsede ciddi anlamda şu an burada konuşulana yakın şeyleri konuşurduk bu haftalık toplantılarımızda. Ve bu toplantılar konuşmalarda dernek kurmanın elzem olduğu inancı oluştu. Bir yaş üstümüzden bir sözcü aracılığıyla oluşan küçük bir grup yaklaşık 1 ay ev ev gezerek büyükleri ikna etti.Ve dernek kuruldu.
Sonra mı? Sonra yavaş yavaş tansiyon kültür derneği olmanın yasa ve yönetmeliklerine,büyüklerin 80 öncesinden kalan korkularının bize ulaşan etkilerine indirgenmeye başladı. Evlerde konuştuğumuz şeylerden gittikçe uzaklaşmaya başladık. Bazı arkadaşlarla bunu konuşur olduk.Yani derneği sorgular olduk.Hatta bir ara anarşistleştim üzerinize afiyet ve derneklerin bu yapı ve statüyle sadece bizi belli alanlara kilitleyerek körelten ve dolaylı olarak asimile eden bürokratik araçlar olduğunu düşünmeye başladım. Gelin görün ki üst yapı olsun bizde bağlanalım diye çaba sarf ettiğimiz yapıda bunun değişmesi için hiçbir politika gütmedi.

80 sonrası gelişen bu yeni sürece hem ülkenin şartları hem Adiğe olarak uyum sağlamaya çalışırken hemde kuşak ve değişen dünya şartlarının görünmeyen ama hissedilen ellerinde bizim kuşak sanırım ciddi bir travma yaşadı. Dernekler psikolojik rehabilitasyon merkezi değildi ama bu apolitikleşme dayatması,dönüşen dünya,net politikalar sunmayan bir üst yapı ve arada tosladığımız bence öyle olmayan ama Xabze olduğu söylenerek kurulmuş yaşı büyükler hegomonyası.
Anarşist yada bölücü olmanın korkusuyla yalnızlaştırılırken inandığımız ve bizce gerçek olan Xabze yi gündeme taşımaya çalıştığımızdaysa “Çerkesliği sizmi kurtaracaksınız” söylemlerine tosladık. Ve bir gün illallah diyerek şu noktaya vardım: ”Yani şimdi bize bunları reva görenler sakalı beyazlayınca Xabze nin arkasına geçerek Adiğağe saygısımı görecekler”. Başka şehirlerden arkadaşlarla konuştukça benzer durumun daha yaygın olduğunu sezmeye başlamıştık. Yanisi Enver bey bu süreçlerde bizim kuşağımızın bizim gibi düşünen bireyleri, devraldığı ve kendisinin üstüne eklediği birikimlerle dolaylı olarak tasfiye edildi.
Diğer yandan gelişen savaşlar süreçleri vardı.Hepimiz Bahadır yada Hilmi olamadık maalesef.Giden, gitmeye çalışıp başaramayan,umursamayan vs vs. Savaş demişti ki bence hepimize ,“hadi bakalım attınız tuttunuz şimdi bedelini ödeyin”. 80 sonrası yeni yeni kendini tekrar tanımaya ifade etmeye çalışan bir halk birde savaşla yüzleşmişti.
Dünyanın o dönem ki değişen hızıyla yarışıyorduk bence toplumsal olarak ama “diaspora toplumu” olarak bunun alt yapısını ne kadar taşıyorduk sizce o dönemler?
Tüm bunların sonucunda yeni bir alt evreye geçtik, tartışılan konuşulan konular olarak.Çerkeslik bir yaşam biçimimiydi yoksa bir hobimi.Dilin kültürün yaptırımı yoktu gündelik hayatta. Kültür derneği olan ve buna göre şekillenen yapılarda artık sadece ekip kurulur, Türkçe tiyatro oynanır yada benzer şeyler yapılır olmuştu genel anlamda.
Devraldığı mirası üstüne katarak devretmesi gereken bir kuşak apolitikleşme, içsel korkuların basıncı,savaşlarla yüzleşme derken savruldu yada farklı düşünce sistemleri ürettiler.
Ben gerçekten merak ediyorum bu süreçlerde dernekler neydi? Araç mıydı amaç mıydı? Araçsa neyin aracı oldular o dönemin genci olan bizlere? Amaçsa amaçları neydi? Her ne kadar yazdığım bu şeyler kimilerine mantıksız bir hikaye gibi gelsede kendi bakış açımla şunu sormak isterim çok çarpık ve saçma bir zihniyetin ürünü olduğunu bilerek: bu dönemlerde bize yön verecek yada kol kanat gerecekken bizi apolitikliğe asimilasyona sürükleyen derneklere körü körüne sadık kalmak çok mu iyi bir iştir? İşte bu sorunun tutarsızlığı kadar tuhaf geldi açıkcası bazı sorular. Bu yüzden demiştim aslında aşağıdakilerden hangisi yukarda değildir diye.
Derdim size sardırıp uzun ve popülist bir klavye kahramanı destanı yazmak değil. Yazdıklarınızla aynı “samimiyette” derdimi anlatmaya çalışarak, yıllar önce sorgulamaya çalıştığımız bir konuyu böylesi bir ortamda gündeme getirdiğiniz için teşekkür etmek. Ama hata sizde Enver bey, lisanı bu noktaya götürüseniz aha işte benim gibi klavye kahramanlarına da, evine mektup yazan bir asker edasıyla yorumlar çıkarma şansı verirsiniz.

Selamlar.

26 Aralık 2011 Pazartesi Saat 05:44
hatsıbane

Aslında bir sonraki eziyetin (yazının) müsebbibi olmamak adına yorum yapmamak lazım ama "nefis aklın pazarlamacısıdır" demiş ya Shakespeare, bizde biraz nefsimize uyalım!

Bu arada bu tür yazı(şma)ların altına bir mahlas kullanarak yorum yazmak bir internet kültürüdür. Yazının karakterine göre mahlasımızı mı yoksa gerçek ismimizi kullanma hakkmız olduğunu da unutmayın.

Enteresan olan ad ve soyad kısmına Ahmet YEŞİL yada Döndü AKKAYA yazsak ne değişir sizin için Enver bey???

Laf delikanlılıktan açılmışken; daha önceki yazılarınızda mahlas kullanarak olumlu yorumlar yazanlara hiç böyle bir tepki vermiş miydiniz???

Bırakın bu boş işleri …

Eğer sizin bu sitede bir köşeniz var ise ve bunu hak ettiğinizi düşünüyorsanız Çerkes’ lerin sorunlarına eğilin, bunları kaleme alın, çözüm önerileri üretin lütfen.

Size ne milletin nereye üye olduğundan, nereye bilet parası ödediğinden, nelere abone olduğundan? Bu milletin karnını siz mi doyuruyorsunuz da bunların hesabını sormaya cüret ediyorsunuz?

Şimdi ne olacak? Bir sonraki yazınızda yine yorumlarımıza cevap mı vereceksiniz?

Enver bey, unutmayın birileri bir şeyler yazdıkça, birileri yorum yapacaktır.

Size bir tavsiye; yapılan yorumları münasip bir şekilde değerlendiriniz ve bu yorumlar sayesinde kendinizi geliştirmeye çalışınız. Yorumlara cevap verme derdine düşerseniz kusura bakmayın ama buna ne zihniniz nede ömrünüz vefa eder…

(Her şeye rağmen!) saygılar, selamlar.

25 Aralık 2011 Pazar Saat 23:09
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net