Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kalekute Enver Sağlam
ZEKİ MÜREN SÖZÜ
18 Aralık 2011 Pazar Saat 21:05

Yazımı Zeki Müren’in cinsel kimliği üzerinden yapılacak ucuz ve uyuz esprilerle mundar edecekseniz bence hiç okumayın. Hemen burada okumayı kesin. Zira anlatmak istediğim onun bu tercihi değil. Rahmetlinin sağlığında, sözüne sadakatine binaen, özellikle gazinocular aleminde “Zeki Müren sözü” diye bir söz varmış. O söz verip el sıkıştı mı iş bitermiş. Maksim Gazinosu’ndaki programı ya da ne bileyim Lunapark’taki programı, dediği tarihte başlarmış. Öyle senet sepet, mukavele falan hak getire. “SÖZ” dedi mi tamam yani...

Anladınııız!? (Vallahi hem ünlem hem soru işareti)

Anladınız anladınız!..

En azından sorunun muhatapları anladı kanaatimce.

Sözü nereye getireceğimi tahmin edersiniz. Elbette ki son Kaffed Genel Kurulu’na… Toz duman biraz yatıştığına göre bir iki kelam da biz edelim de  içimizde ukde kalmasın bari.

Öncelikle İstişare Toplantısı adına Kaffed yönetimine teşekkürlerimi ileteyim. Yiğidi öldür hakkını yeme dediyseler herhalde böyle anlar içindir. Diğer eleştiri haklarımı saklı tutmak kaydıyla en azından  “hak yememek ve de hakkımızı yedirmemek” noktasındaki hayat felsefemize de uygun davranmış olalım böylece.

Genel Kurul bitti belki ama tartışması daha süreceğe benzer. Dolayısıyla gündem sıcak iken ve de adımız da tartışmalara meze olduğu noktada biz (ben) de topa gireyim artık.

Kaffed tarihinin ilk, iki adaylı, iki listeli seçim yaşaması noktasında bir dahlimiz olduysa -ki oldu-, ne mutlu bize. Hani derler ya: “Yapma yol olur” diye. Evet biz yaptık ve yol olmalı artık. Daha demokratik bir yarış adına, ve birilerinin de cesaretlenmeleri adına zannederim bu çıkış birilerinin kulağına kar suyu kaçırır.

Öncelikle Nurhan kardeşimin başına gelen tatsız ve talihsiz olaydan dolayı kendisine geçmiş olsun diyeyim. Belki tavrı şahsa değil söze idi ama davranışının da çok şık olmadığını (yüzüne de söylediğim gibi) ifade etmeliyim ayrıca.

Ve onun ortalığı birbirine katan yazısına yapılan yorumlarda adımız zikredildiği için ‘cevap hakkımız’ı da kullanmak adına kılıcımızı kuşanalım.

Hani arkadaşımız,şahsımız için “Yalçın Karadaş’ın asistanı” ifadesini kullanmış ya… Evet bunu Yalçın’la paylaştık ve güldük sadece. O yorumcu arkadaşa öncelikli cevabım: “ Ona dik durmak denir! Arkadaşlık denir! Söz verildi mi yapmak denir! Ahde vefa denir! Takım olmak denir” gibi  üst üste bir şeyler söylemem lazım. Umarım müktesebatı bunları algılamaya yeterlidir. Kendisi asistan olmak, asiste etmek gibi kavramlara pek aşina değil anladığım kadarıyla.

Hemen futbola geri döneyim. Simon Kuper boşu boşuna “Futbol asla sadece futbol değildir” diye  söylememiş. Yanisi futbol aslında hayattır ve bizim hayatımızı örneklemek için de yeteri kadar argümanı içerisinde barındırmaktadır.

Esas konumuzla hiç alakası yok(mu acaba) ama günümüzdeki şike tartışmalarına da örnek olması bakımından Kuper’in kitabında verdiği bir örneği hatırlatayım. Rusya Ligi’ndeki 16 takımın hocalarına ligde şike var mı diye sorulmuş. Cevap: On altıda on altı evet. Peki siz yaptınız mı diye sorunca: On altı hayır cevabı gelmiş.

Yahu nereden geldiydim ben bu konuya? Hah hatırladım! Tes İş salonlarında “şike, teşvik olaylarından haberdar olmayan vaa mı?” dandı sahi…

Neyse, geçip sadede gelelim.

Biz 30 Kasım’a kadar kendimizi bir takım olduğumuz hüsn-ü kuruntusuna kaptırırken, 1 Aralık’ta bir baktık ki güneş batıdan da doğarmış meğerse. Bu yaşa gelip bu ve benzer işlerde bir kulak tozumuzun temiz kaldığını bilmemize rağmen; içlerimizdeki naif ve “Çerkes Duruşlu” bir çocuğun  hâlâ yaşadığına olan inançla ve umutla ileriye bakmaya gayret ederken;  “bütün renkler hızla kirleniyordu birinciliği beyaza verdiler” diyenlere ancak “Sende mi Brütüs” diyebildik…

Ahh aslında, Pandora’nın kutusunu açıp kötüyü söylemek lazım da ille velakin hâlâ içimizdeki o çocuk karnımızı gıdıklıyor muzipçe. Gülmeye çalışıyoruz ağlanacak halimize.

Yalçın Karadaş arkadaşımla ilgili söyleyeceğim şu. Onun kendini savunamamak gibi bir aczi yok ama ben en azından düşüncemi  yine de söyleyeyim. Kendisini seversiniz ya da sevmezsiniz. Fikirlerinizi kabul eder ya da beğenmezsiniz. Ama o bu toplumun içerisinde söyledikleri ve yazdıkları ile çırılçıplak bir gerçek olarak duruyor. Bazıları gibi karnından konuşmuyor en azından.Ne dediği ne yaptığı ortada.

Ve biz, Yalçın’la beraber bir grup arkadaş olarak!..

Aramızdaki vantriloklara, kalbindekini başkasını söyletmeye çalışanlara, bukalemun misali durumlara göre faklı ajandalarla karşımızda olanlara inat ortaya çıktık ve 22 oy aldık.

Pekiii!..

Siz klavye kahramanları, nerelerdeydiniz o zaman?…

Yıllardır Kaffed anti demokrasisinden şikayet edenler hangi köşedeydiniz?..

Kaffed’in ötekileştirdiğini söyleyenler salona ne kadar hakimdiniz?..

Birileri birilerine:“sahte delege” ile oylama yapmayı düşünecek  ve o ahlâksız teklifi yapacak kadar küçülürken,  biz koca salonda niye yapayalnız kaldık acaba?..

Biz bir takımız derken; benim  takımdaşım  gol için hücuma çıktığımızda bize çelme attığını sizler görebildiniz mi acaba?

Takımdaşım kendi kalesine gol atmayı marifet sanıyorken , ben “bu maçı alacaz başka yolu yok” diye boşuna mı yırtınmış olurumun cevabı sizce nedir arkadaşlar?..

Ya da benim ordu komutanım karşı ordu da takım çavuşu olmayı kabul etmişse ve ben bunu yazdım diye bir de  ve bir dahi eleştirileceksem üstelik, nasıl “derdimi ummana döküp âsumâne inleyeceğim yav?...”

Nokta menfaat için virgül gibi eğilenlere ve hatta eğilip bükülürken  Sibel Can’ın gençlik yıllarına  gidenlere ben ne diyem a dostlar?!..

Bel altı vuruşlara karşılık, ben de cevap yetiştirmeye çalışırken; “Elimde hıyar var diyen herkese tuzlukla koşan” adam olur muyum acaba dediğimde sizler ne dersiniz yarenler?

Görüyorsunuz ya sorular çok. İşporta malı bunlar. Ve hatta bu cümleden hareketle bile bir dolu hakaretamiz  cümleler kurabilirsiniz ey evlad-ı Çerkes=Adıge=Herkes=Kafkasyalılar!..

Bir de biz ham hayalle bir önceki yazımızda Rönesans diyoruz reform diyoruz… “Hadi len, de get işine”yi adıgece demek lazım gerekir amma ben de adığabze na mevcut. O yüzden bu kendi yazımı şimdilik  bool soru (???????????) işareti ile geçiştireyim.

Ya da en azından bazılarınıza “do you understand me” diyeyim belki anlayıp da bir cevap veren olur. Ne olur ne olmaz.

Sizler bu yazıyı hangi halet-i ruhiye ile okursunuz bilemem ama ben kendi durumumu kısaca özetleyeyim. Rönesans deyip aydınlanma beklerken, köylülüğün kör kuyularının karanlığındaki Yusuf’tan beterim. Züleyhaaa! der inler dururum.

Bu Genel Kurul benim için biraz da eşeğini kaybeden Hoca Nasrettin halleridir. Hani Hoca kaybettiği eşeğini  dere tepe türkü çığırarak ararmış ya. Görenler de sormuş: “ Hoca hayırdır?” “Hiç” demiş, “eşeğimi arıyorum da”  Diğerleri “Yahu Hodja (ukalalık olsun gavurlar böyle yazıyor ya) insan eşeğini türkü söyleyerek mi arar?.” Hoca istifini bozmadan cevap vermiş: “Şu karşı ki tepe son umut. Orada da bulamazsam eşeği, siz bende seyredin feryadı”

Benim bu hezeyanlarımı da siz  biraz da bu ahval ve şerait de okursanız belki bu arkadaşınızı anlama ferasetini gösterir ve kurduğunuz darağacını kuzineli sobada mahrukat olarak kullanırsınız.

Haa sanmayın ki korktum, yandım, yıkıldım…

Başbakan’ın deyimiyle, “durmak yok yola devam” arkadaşlar. Böyle yol kazaları olur ve daha da olacaktır bilakis.

Benim ki sadece bir tespitler demetidir şimdilik. “Azzz sonra” diyerek turpun büyüğünü heybede saklayalım da ileriki yazılarımıza da malzeme kalsın di mi ya?

Bu tespitlerimi de yine bir başka örnekleme ukalalığı ile belirteyim de biraz daha başınızı şişireyim. Adam ovada yürürken çift süren köylüye sormuş: “Ağa şu karşı ki dağda görünen köye kaç saatte giderim?” Adam hiç cevap vermeyince yolcu yoluna devam etmiş. Köylü  bir müddet sonra arkasından seslenmiş: “Üç saatte gidersin!” Yolcu sinirlenmiş. “Be adam, daha önce niye cevap vermedin?”  Köylü: “Önce yürüyüşünü  görmem gerekiyordu” diye cevaplamış en sonunda.Yaa!...(Arka jenerikte “yolar yürümekle aşınmaz” diye Çoban Sülü höykürmekte bu esnada)

Sıkıcı sosyal içerikli sanat filmleri misali bitti derken yazıya koyduğumuz virgüller sinirlerinizi daha fazla laçka etmeden bitireyim isterseniz.

Evet bu gidişle yolumuz epey bir uzun ama yine de, bu ağaçlar güzel kuşlar yürümeye devam arkadaşlar…

Kervan yolda düzülür deyip bir de üstüne üstlük“Beraber yürüdük bu yollarda”  diye türkü tuttururuz icabında…

Yoldaşlar parmak kaldırsın!


Bu yazı toplam 4616 defa okundu.





EMİN (AWTLE)

sayın Karadaş, vallahi burada ki moderatör benim diyen sitede yok söyleyeyim size. Ben Enver bey'in yukardaki yazısına biraz sinirli yorum yapmıştım. Yayınlanmadı. Site yönetiminin takdiridir dedik bizde...
Bence biraz haksız, moderasyon rtük'ü konusundaki eleştiriniz.

25 Aralık 2011 Pazar Saat 14:07
yalçın karadaş

bazı arkadaşlar edebiyle yorum yapmak yerine, aşağılama ve hakaret içeren safsatalardanbir türlü vaz geçmiyor.moderasyon da yok bunlara nedense.seçimde rezil olmuşuz falan filan.yakışıksız laflar bolca.neden rezil olmuşuz?sahte delegeler mi ayarlamışız?edepsizlik mi yapmışız?sözümüzü mü yutmuşuz?neden!?tüm bunları yapanları yakında açıklayacağız.tıpkı ismini yazdırıp, baskıyla ve özellikle provoke etmek için dilekçe verenler gibi...şerif bey olayını da anlatacağız yakında.biraz sabredin ve laflarınızı tartarak ve bilerek kullanın.yüzümüze söyleyemeyeceğiniz lafları bir yutuverin.ya da yüzümüze de söyleyin uygun ortamda.sitenizde yazı yazan bir arkadaşınız için bu tür aşağılayıcı ifadelerinizi de, haksız ve yakışıksız yorumlarınızı da kınıyorum.bu değil çerkeslik.saldırganlıkla çerkes olamazsınız!hatko şamis ve tegulan yakup kardeşlerimde benim yazılarımı neden yayımlamaktan vazgeçtiğimi soruyorlar bana.neden yazmadığımı ve yazmayacağımı anladınız mı arkadaşlar?

24 Aralık 2011 Cumartesi Saat 13:56
Zawurkan Zolan

Sn: Enver Bey,
Değerli kelam ve tespitleriniz de her nedense Çerkes leri ve Dillerini yok sayan söylemlerle ilgili bir kelamda bulunmamanızı çokta garipsemedim doğrusu.

Ha bu arada haklısınız, soru çok. Şu işporta malı sorulardan bir soruda sadece şahsınıza değil herkese sormak isterim: Hani şu katıldığınız Herkesin Çerkes olduğu konusunu Kafkasya da da beyan edebilirmisiniz? Mesela Abhazya da buna benzer bir etkinlikte insanların gözlerinin içine bakarak sevgili Çerkes kardeşlerim diye hitap edebilirmisiniz? YA da Osetya da Osetlere?

Ya da ne bileyim Abhazya da böyle bir etkinlikte Abhaz diye bir millet bir dil yok, Apsuva Aşuwa Aşkarawa var diyebilir misiniz? Ya da diyebilirler mi?

Yoksa bu söylemler sadece kardeş halklara hizmetle yükümlü Adige halkı için mi geçerlidir?

Kendi çıkarlarına öncelik verenlerin gözlerinin içine bakarak: "Irkıçılık Kötü Bir Şeydir" demek sosyal demokratlık ve herkesi kucaklayan bir söylem mi oluyor?

Bu arada Sanat Güneşi Zeki Müren' i de anmışken; Seyrettiniz mi bilmiyorum ama Vizontele filiminden bir replik geldi aklıma : Kasabaya ilk defa Televizyon geliyor; Belediye başkanı halkın karşısında heyecanla Tv yi anlatıyor: Bundan sonra Zeki Müren' i canlı canlı göreceksiniz diyor. Oradan hemen birisi atılıp soruyor: Zeki Müren de Bizi Görecek mi???????

Hadir beraber bir türkü tutturup beraber parmak kaldıralım da Enver Bey, Sizce Zeki Müren' de bizi görecek mi? Hadi rahmetle analım. En azından Diğer Kardeş halklar, Çerkesleri de görecek mi?

Yoksa beraber yürüken O eski şarkının nakaratları mı yinelenecek: Benim kavgam hepimizin kavgası, Çerkeslerin kavgası.....(Ortada kuyu var yandan geç..)

Esenle kalın..

21 Aralık 2011 Çarşamba Saat 16:02
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net