Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kalekute Enver Sağlam
KAFFED’TE RÖNESANS VE REFORM
26 Kasım 2011 Cumartesi Saat 23:06

Başlık için, yazıyı okutmak adına ‘ufak bir numara’ diye peşinen ben gardımı alayım da siz sonunda nasıl değerlendirme yaparsanız yapın. Lakin ben başlığımda aynı zamanda iddialıyım, onu da açık seçik ifade edeyim.

Sadede gelirsek:

Geometri bilgilerinizi hatırlatarak önce ortaya şöyle kocaman bir daire çizin isterseniz derim. Dairenin adı da “Çerkeslik/Adıgelik/ Kafkasyalılık” olsun. Bir de bu daire ile kesişen, iç içe geçmiş farklı boyutlarda, değişik geometrik şekiller olsun. Bunların bazıları da yine  kendi aralarında iç içe geçmiş olabilirler. O merkezdeki daire ve bir birleri ile iç içe girmiş alanların farklı gri renkle taranmış olduğunu da varsayalım. Bu geometrik şekiller kare, dikdörtgen, üçgen, paralelkenar, beşgen ve hatta yamuk vs. olabilir. Bunların her birini de Kaffed, Birkaffed, Abhazfed, Bağımsız Dernekler, Alan Vakfı, Kafkas Vakfı, Şamil Vakfı, Çeçen Derneği, Kafkasya Forumu, Kafkas Evi, DİÇEG, ÇHİ, Çerkesya Yurtseverleri, Kafkas Diasporası, Circassian Center, Tızıfed Gençlik Gurubu ve ismini burada anamayacağım kadar çok  irili ufaklı bir çok sanal gurup olarak düşünelim.

Bazılarının tüzel kişiliği olan, bazıları ise sadece sanal alemde adını duyurmuş ve etkinliğini bu şekilde sürdüren bu yapıların Türkiye’deki  adı kısaca STK (Sivil Toplum Kuruluşları) ya da batıdaki tabiriyle NGO (Non Governmental Organizations). Bu batıdaki tabirin Türkçedeki tam karşılığı belki sivil toplum kuruluşudur ama Governmental’in sözlük karşılığı “devlet”tir. “Non governmental”in tam karşılığı da “devlet olmayan” gibi bir anlam içermektedir. Bunu niye bu kadar detaylı anlatıyorsun diye sormaya sanırım gerek yok. Adeta devlet içinde devlet olan ve asla sivilleşememiş bir ana yapı ile bu işlerin olamayacağını anlatmaktır maksadım. Farklı bir ses duyduğunda anında refleks geliştiren ve ötekileştiren, daha da kötüsü iten ve “çatı kuruluşu” olduğunu ifade eden yapıyla çabalarımız beyhudedir ve sonunda varacağımız nokta “çabalama kaptan” deyip karaya oturmaktır.

Demokrasiyi özümsememiş, içselleştirememiş bir “çatı yapı” nın sonunun  çökmek olacağı aşikârdır.Bu  yapı ya ehil ellerde ciddi bir restorasyondan geçirilip ayakta kalacaktır ya da  tarihin tozlu sayfalarında, “kubbede kalan nahoş bir seda” olarak unutulup gidecektir.  Demokrat bir iklimin yaratılmadığı, özeleştiri müessesesinin işlerlik kazanmadığı; sorgulanamayan bir mekanizma ile yol almamızın mümkün olmadığını vurgulayarak şimdilik bu bahsi geçelim.

Tabii derdim  eleştiri oklarını sadece Kaffed üzerine atmak değil. Şahsımın içinde bulunduğu formel ve enformel yapılar dahil her gurubun titreyip de kendine gelmesi esas muradımdır. O da olmazsa “batsın bu dünya” ile “toprak alsın muradımı” arasında  ünleyip inlemektir.

Bir soru sormama müsaade var mı acep dostlar? Şimdi sizi bir sınava tabi tutarcasına, Kafkasya ve Çerkesler ile ilgili düşündüklerinizi maddeler halinde alt alta sıralayın  desem neler yazarsınız acaba? Eminim yazdıklarınızın önemli bir kısmı neredeyse noktası virgülüne aynı olacaktır. Ufak nüanslarda anlaşamadıklarınız olabileceği gibi belli noktalarda da tamamen farklı düşünceleriniz de olacaktır elbette.Yapılarımızın durumunun da buna paralel olacağını söylemeye bilmem gerek var mı?

Yazının başında bahsettiğim  o gri renkte taranmış alanlarda birbirine yakın düşüncelerimiz olacaktır. Ve bu yazının en sonunda  konunun ana fikrini belirleyecek olan “uzlaşabilme atmosferinin” de temelini  oluşturacaktır.

Bütün bu formel ve enformel yapılar (ifade Erkan Batır’ındır) yine bir başka arkadaşım Rahmi Deniz Özbay’ın ifadesi ile “ne kadar çok dükkân o kadar çok müşteridir” dediği, yani Kapalıçarşı örneğidir.

Emin olun ki öyledir. Mesela semtinizdeki tek tük kurulmuş kuyumcu dükkânlarına göre Kapalıçarşı’daki  dükkânlar daha çok müşteri çekmekte ve daha çok kazanmaktadırlar. En nihayetinde hepsi altın, gümüş, pırlanta satmaktadırlar.  Farkları modelleri, işçiliği, kalitededir… Her birinin de farklı alıcısı vardır.

Ve o dükkânlardaki esnaf, kendisinde herhangi bir ürün olmadığı zaman  müşterisini yanındaki, karşısındaki ya da bir yan sokaktaki bir başka tezgaha yönlendirmektedir. Birbirlerinin malını kötüleyip diğerini tu kaka etmez, komşusunu zan altında bırakmazlar. Bilir ki bu yol açılırsa, bumerang misali bu tavır eninde sonunda hepsini vuracaktır. Daha geniş mekana sahip, ağzı güzel yapan ve tezgahtarı daha güzel olan, rafları daha çok çeşitli zengin olanlar elbette ki daha şanslıdırlar. Muhakkak ki bu dükkânların müşterisi daha çoktur ama metrekaresi daha düşük, tezgâhtarı daha yaşlı, çırağı daha kara kuru diye de biri diğerini küçümsemez.

Ağır abi tavrıyla hem kendimizi hem de karşımızdakileri yorduğumuz tavır ve yazılara karşın; bir öğretmen edasıyla böylesine basit basit örneklerle anlatmak istediğim husus, önümüzdeki Kaffed genel kuruluna gönderme yapmak; 4 Aralık 2011 tarihinin hem Federasyon için hem de tüm camiamız için bir milat olmasını dilemektir.

Bu süreç Ortaçağ Avrupa’sının aydınlanma süreci olan Rönesans ve Reform hareketlerinin, Çerkes camiasına yansıdığı, aydınlanma, restorasyon ve silkinip kendimize geldiğimiz dönem olmalıdır. Katolik kilisesine başkaldıran Protestan çıkışı emsal almalıdır. Bağnaz zihniyetlere başkaldıran düşüncelerin hakim olduğu anlayışla, toplumumuzu  kucaklayan, gri alanları daha da büyüten yapılanmanın başlangıcı bu süreçte net bir şekilde ortaya konmalıdır. Bu sürecin mimarı da Kaffed olmalı ve gerek Türkiye’de ve gerekse de Kafkasya’da umut çiçeklerini yeşertmelidir.

Türkiye’de daha Osmanlı’dan bu yana süren  Tanzimat ve Islahat Hareketleri’nin yanı sıra Meşrutiyet ilanı ve Cumhuriyet döneminde süregelen batılılaşma ya da kısaca Modernleşme olgusunun içselleştirilmeden olamayacağı vurgulanmalı; Jakoben bir tarz ile sadece kurumlara yönelik ve şekilci bir zihniyetle bu işin olamayacağı kendi toplumuza anlatılmalıdır.

         Doğuya giden bir gemide batıya yürümekle hedefe ulaşılamayacağı gerçeği göz önüne alınarak; doğru zaman ve zeminde, doğru söylemler ve tavırlar ile gerek Türkiye kamuoyunda ve gerekse dünya kamuoyunda ne istediğimiz ortaya konmalıdır. Haklı ve meşru isteklerini haksız yöntemlerle talep eden sorumsuz ve yıkıcı muhalefet anlayışına karşılık, gücünü “Çerkes Duruşu”ndan alan  bir muhalefet tarzı belirlenmeli; farklı bileşenleri olan katmanların sesine kulak vererek,  en azından belli dönemlerde daha bir gür sesle el ele vermenin yollarını bulmalıyız.

         Ortak noktaları suni zorlamalarla çoğaltmaya çalışmadan, Türkiye diasporasında Anadil Eğitimi; Kafkasya-Rusya ve Dünya kamuoyunda da Sürgün/Soykırım ve Soçi Olimpiyatları gibi acil ve can yakıcı başlıklar etrafında muhalefet ve talepleri dillendirmeliyiz.

Bu uzlaşı kültürünün ve diyalog sürecinin şeffaf bir şekilde sürdürülerek  barış ikliminin yaratılması noktasında biz İstanbul (Bağlarbaşı) derneğinde uzun bir süredir kollarımızı açtık, ellerimizi uzattık ve bir noktaya geldik. Ve bu tavrı ilk önce Kaffed Genel Kurulu’nda  göstermek üzere girişimlerimizi yapıyoruz,yapacağız.

Bu anlamda da bütün guruplara zeytin dalı uzatırken:

         Kafkasya için !

         Çerkesler için!

         İnsanlık   için !

         Kardeşlik için !

Gelin yeni bir dünyayı birlikte kuralım diyoruz…

NOT: Ben kişisel olarak hâlâ Anadil Eğitimi diyenlerdenim.

Anadilde Eğitim gibi çok kapsamlı gibi görünen ve pratiği pek mümkün görünmeyen ama olabilecekse eğer ‘neden olmasın’ diye de düşünüyorum.


Bu yazı toplam 4197 defa okundu.





ABIDE Zeki

Sayin yazarin dusunceleri ve tavsiyeleri degil de, verdigi bazi ornekler hosuma gitti benim. Evet, Cerkes veya Kafkas pazarinda cok sayida satici ve alici olabilir. Ancak durust bir tuccar;

1-Yanlis yere tezgah acmamali.

2-Alicilara raf omru dolmus mallari satmaya kalkmamali.

3-Pazarlamaya calistigi mali, en azindan alicilardan daha iyi tanimali.

4-Ustune para verilse de alinmayacak mali, fahis fiyatla satmaya calismamali.

5-Altin satin almak isteyene zorla bakir, aluminyum, demir vs satmaya yeltenmemeli.


Isteyen listeyi uzatabilir. Bunlar tuccarin sorumluluklari ve once tuccar durust olmali. Tuccar, hile yapmaya kalkmazsa alicinin cok da uyanik olmasi gerekmez. Ama tuccar, uckagitci ise pek az alici elinden kurtulabilir. Ozellikle de Turkiye Cerkes diasporasi gibi, saticilarin satis degil de, sanki babalarinin hayrina is yapiyorlarmis gibi davrandiklari ulkelerde.

Degil mi Enver Bey?

29 Kasım 2011 Salı Saat 17:32
Adıge Sedat

Arkadaşlar Enver abinin yazdıklarıyla çelişmiyor söyledikleriniz. Derseniz ki öncelikler sıralamamız farklı onu anlarım.
Yalnız Enver abi benimde sözüm var yazıyla ilgili.
Yeni Dünya kurmak zor be abi... Dünyayı varoluşumuzu tanıtarak, lehimize dönüştürmeye varım diyorum.

Selamlar

29 Kasım 2011 Salı Saat 01:49
ÖzGüR-Bursa

Kafkasya için !

Çerkesler için!

İnsanlık için !

Kardeşlik için !

Hepsinin önceliği bir olmaz Enver bey. yetmemiş yeni dünya kurma isteğinizide başat yapmışsınız.
Daha kendisine bile hayrı dokunmamış ''zavallı'' çerkesler büyük insanlık ideallerinin hangisine yetecek sayın Sağlam. Almanların bi sözü var''langsam langsam' derler. Türkçesi sıralı sıralı yavaş yavaş demek.
Bizi yüce kurtarıcılar olarak insanlığın binlerce yıldır beceremediği büyük ideallere etiketlemeyin.
Hepsinin SIRASI var. Ama önce ÇERKES KALMAK VE ÇERKESYA!!
SAYGIYLA

28 Kasım 2011 Pazartesi Saat 01:57
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net