Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kalekute Enver Sağlam
Biz Bu İşleri Biliriz!
17 Nisan 2011 Pazar Saat 14:09
Formel olsun enformel olsun yapılarımız kaynıyor. Son birkaç senedir hızlanan gelişmeler bizleri bir taraftan ümit var kılarken diğer taraftan tartışmaların seyri ve üslubu noktasındaki gelişmeler de ister istemez insanı umutsuzluğa sürüklüyor. En azından üzüyor.

Bazen okuduklarım karşısında şaşırıp kalıyorum. Bu kadar sert tartışmaları yapanlar benim hemşerim olamaz diyorum. Belden aşağı vurmalar ve Çerkes Duruşu’ndan uzak tavırlar karşısında müthiş rahatsız oluyorum.

Lafı  son yazıma getirmek istiyorum aslında. Kısaca söylemem gerekirse yazımla ilgili bana ulaşan tepkilerden bir iki tanesi hariç  beni asla rahatsız etmedi. Yazıya direk yapılan yorumlar ve facebook üzerinden sürdürülen tartışmaların yanı  sıra gerek telefonla,gerek mail yoluyla olsun ve gerekse yüz yüze yaptığım konuşmalarda yazının lehine aleyhine yapılan yorumlar beni mutlu etti. Son derece seviyeli ve bilgilendirici.Çoğu yorumlardan istifade ettiğimi de söyleyebilirim açıkçası.

Seviyenin tavan yaptığı bir üslupla yapılan bu açıklamalar; uyarı ve bilgilendirmeler neticesinde teşekkür etmekten kalanı yalan.

Tabii bu arada nazarlık kabilinden bir iki yoruma da değinmeden geçemeyeceğim.

Biz Çerkes Duruşu diye kendimizi paralarken, zaten sert olan yazı dilinin yanı sıra,tartışmaların özü itibariyle sertleşen zemini biraz yumuşatmak ; yazıyı okurken gerilen yüz kaslarını gevşetmek için biraz mizah biraz ironi diye çabalarken, bir delikanlı arkadaş (!)

“sen kimsin ?...” diyor.

Önce kendimi bir daha tanıtayım bu arkadaşa. Ben Kalekute Enver Sağlam. Yaşım 50. Evli ve  iki çocuk babasıyım!..

Ben kendimi tanıttım da şimdi ben sana sorayım arkadaş: 

“ SEN KİMSİN ?”

İn misin cin misin? Yaşlı mısın genç misin?

Şimdi seviyeyi biraz daha düşürmek için ben sana desem ki mesela “bak tosunum” diye ne kadar haynape olur değil mi?

Gel istersen bu tartışmayı bir seviye de tutalım. Çerkes dediğin başı dik göğsü  ilerde yürür. Dansta bile saygı  ile  eğilip yerine geri geri gider. Öyle nik ile olmadı mahlas ile yazmak sana da  ve muhatap olarak bana da yakışmaz. Alçaklığın bile bir seviyeyi ifade ettiği ortada iken sen tartışmayı çukura hatta kubura düşürme.

Ben elimi uzatıyorum. Senin de bir hemşerim olarak orada olmana gönlüm razı  gelmez.Gel beraberce çıkalım bu çukurdan.

Yok hayır seviyesizliğe devam dersen ben de  Ziya Paşa’dan devam edip:

“Söz bilirsen söz söyle,
Sözünden ibret alsınlar.
Söz bilmezsen sükut et,
Seni adam sansınlar.”

Derim…

Olmadı  değil mi. Olmaz da zaten. Gel biz bu lafları  ağız birliği ederek Murat Bardakçı ve avenesine söyleyelim istersen.

Bu da aramızdaki barış çubuğu olsun.Uzat elini sıkayım sımsıkı…

Sıkılıyorsun biliyorum ama sen yine de oku istersen. Evet evet tahmin ettiğin gibi yine “yerli yersiz” bir fıkra sıkıştıracağım araya.

Komutan askere soruyor. “Oğlum düşman batı cephesinden geliyor. Ne yaparsın?” Asker cevaplıyor. “Komutanım sırtımı dağlara veririm. Batıdaki düşmana cephemi kurarım. Vatanımı kanımın son damlasına kadar korurum vs.” Komutan sorusunu diğer cepheleri de işaret ederek sürdürüyor. Asker de yine benzer şekilde komutanını cevaplıyor. Komutan daha da ileri giderek “peki oğlum aynı zamanda yukarıdan düşman uçakları indirme harekatı, gemiler de çıkartma hareketi yaparsa ne yaparsın?” Asker dayanamayıp patlıyor. “ İyi de komutanım bu koskoca orduda benden başka asker yok mu , her şeyi ben yapıyorum”

Yanisi şu. Dört cephede birden “Patrikhanelere”  savaş açarsan elbette olacağı bu. Sonunda biraz yara bere almak kaçınılmaz.

Yalnız bir ufacık itirazım da benim  o yazımdan İslami bir öğreti çıkaran arkadaşa. Yahu arkadaş anladık biraz dini argümanları kullandık. Ama teşbihte hata olmaz kabilinden kullandığımız örneklemelerle nasıl öyle bir sonuca vardın merak ettim doğrusu.

İşin açıkçası yazıdan sonra anladım ki genellikle kendi kurduğumuz –hadi bu sefer patrikhane demeyip tekke diyeyim- tekkeleri beklemekten yanayız. Hemen bir koruma kalkanı oluşturup dışarıya kapatıyoruz kendimizi. Kapanıp içimize, hamaset edebiyatı ile sağa sola sallıyoruz.

Şimdi bütün bu oluşumların içerisindeki arkadaşlara desek ki Kafkasya- Çerkesya- Çerkesler ile ilgili ne düşünüyorsun diye. İnanın alt alta yazılan maddelerin belki de yüzde yetmişi tutar. Peki nedir bu kavga anlamak mümkün değil.

Unutmadan söyleyeyim. Adıge bayrağından asla ve asla hiçbir gocunmam yok. Yıllar yılı her türlü etkinlikte rozetimi takarım aslanlar gibi. (Bilenler bilir). Haritadan da aynı şekilde. Ama yeri ve zamanı konusunda hâlâ söylediklerimin arkasındayım.

Kendimi nasıl ifade ettiğim konusu da gayet net: “Se adıge”

Ama Türkiye’de ben bu sorunun cevabını da gayet kısa cevaplıyorum. “Ben ÇERKESİM.” Ve Abaza, Çeçen, Oset fark etmez, ben hepsini kardeşim olarak görüyor ve onlara ait yapıları da ‘benim’ diyorum.

Yıllardır bir arada, aynı coğrafya da yaşadığım, kader birliği yaptığım kardeşlerim ile ilgili  “SEN ÇERKESSİN” YA DA “ SEN ÇERKES DEĞİLSİN” tartışmasını da anlamsız ve sevimsiz buluyorum.

Kısaca özetlemek gerekirse “KALANA GİT, GİDENE DE KAL DEMEMEK”  taraftarıyım.

Elbette Çerkesim ama asla ırkçı değilim.

Irkçılığın da Türk- Kürt-Çerkes-Abaza-Rus vs. her türlüsüne karşıyım.

Gelelim sadede:

Kimilerince malumunuz. Ben aynı zamanda Çerkes Hakları  İnisiyatifi mensubu idim.Anlayacağınız artık değilim. Bu yazıyı sizin okuduğunuz anlarda 17 Nisan mitingi de bitmiş olacağı için rahatlıkla söyleyebilirim ki ÇHİ de kendi küçük tekkesini kurmuş vaziyette.

Fazla kırıp dökmeden kısaca derdimi anlatayım.

Yazdıklarım  16 Nisan saat 15.00 itibariyle kaleme alındıkları  için şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu mitingin neticesi , toplanan kalabalık falan benim için ölçü değil. Gönlüm ister ki orada yüz bin kişi olsun. Bakın bakalım o zaman bazı sorunların çözümü nasıl hızlanıyor. Kadıköy Meydanı’nda beş on kişinin ya da beş on bin kişinin toplanmasının hiçbir önemi yok aslında. Sorun ilkelerde. Miting amaç değil sadece hedefe giden yolda bir araç olmalı. Ama ne yaparsın ki bu yolda bazen “kem alat ile kemalat” olmuyor.

Konuyu biraz daha açmam gerekirse bazı  arkadaşlarımı da tenzih ederek  bir şeyler söyleyeyim. Vee..

Sırayla madde madde yazayım.

-Toplumsal söylemler kişisel egoların tatmin aracı olmamalı.

-Sabah kalktığında “ah ne güzel şeyler düşündüm ben”  diyerek bir de bunu kaleme alıp gurubun sözü  imişcesine ortalığa yaymak siyaseten yanlış bir duruştur.

-Anında ötekileştirmeye başlayarak insanları  itmek aymazlıktır.

-Durumdan vazife çıkararak, arkaik düşünceleri satmaya çalışmak ilkesizliktir.

-En ufak eleştiriden rahatsız olup diyalog yollarını  tıkamak;

“bir daha, bir daha” denememek kendini dev aynasında görmektir.

-Çıkış söylemini ilk virajda değiştirip başka bir yöne çevirmek siyaset trafiğini bilmemektir.

-İçerisinde yaşadığı sanal alemin kendisine verdiği imkanı görmezden gelerek hemen “cephe”leşmek kendini inkar etmektir.

- Sakar bekin her pozisyonda kendi kalesine gol attığı bir takımda bulunmak benim işim değildir…

-İçerideki mekanizmayı ben yaptım oldu ile çalıştıracaksan(ız) zaten benim orada işim olmaz.

-Bu sanal platformları hemen formel yapılara döndürüp yatay değil de hiyerarşik bir örgütlenmeye çevirecektiniz madem en başında niye söylemediniz a arkadaşlar!…

-Söylemin ucunun nereye vardığını düşünmeden herkes ağzına geleni söyleyecekse, bundan senfoni orkestrası olmaz. Olsa olsa kakofoni orkestrası olur.

-Birileri ‘bilgi’ ummanında bildiklerinin bir bardak su bile olmadığını bildiğinde ve “BİZ BU İŞLERİ BİLİRİZ” demediği gün gelin konuşalım.

Zira benim bildiklerim bilmediklerimin yanında bir su damlacığı…

İşte bu yüzden bana eyvallah arkadaşlar.

Sizlere başarılar.(Gerçekten ve samimiyetle söylüyorum)

Yapılacak her türlü etkinlikte yolun belli bir yerine kadar ben yanınızda değil arkanızda yürüyeceğim.

Söz !


Bu yazı toplam 4248 defa okundu.





Saim

Şeker arkadaşım,ben sizin koyduğunuz noktanın üzerine ters ve yarım S gibi bir ek koyuyorum zihnimde ve oluşan soru işaretinin kendimce cevabını bulana kadar kendi çizgimde kalıyorum izninizle.Selamlar

25 Mayıs 2011 Çarşamba Saat 01:34
Enver Sağlam

Yazdığımız yazının dalgası Cherkessia Net kıyılarına kadar vurmuş anlaşılan. Hüseyin Yılmaz kardeşime kısaca bir şey diyeceğim.( Arzu ederse eğer cep telefonumu da veririm, mail adresimi de.)Benim anneannem Türk, kızkardeşim Arnavut- Kürt melezi birisi ile, biraderim alevi kökenli bir Egeli ile evli.Basit bir konu gibi görünse de küçücük de bir yaşadığım olayı anlatayım. Bundan tam iki yıl önce Doğubeyazıt'ın Somkaya Köyü'nden sevimli bir kürt kızı olan Nazlızan'ı (7 Yaşında) İstanbul'a getirmiş ve ağırlamış bir insanım. Benim için herşeyden önce insan vardır. O insan ki eşref-i mahlukattır. ve inancım odur ki yaradandan ötürü yaratılanı sevmek gerekir. Haa Çerkesliğime gelince... Evet ben bir Çerkesim ve iki kuşakta dilimi kaybettim. Dilimi kaybetmekten muzdaribim.Kültürümü yaşayamamaktan üzülürüm. Sizler için de üzülürüm. Ezilen tüm insanlar için de üzülürüm. YDH'da Eminönü İlçe Başkanı arkadaşımın Diyarbakır Cezaevi'nde yaşadıklarını anlatırken gözyaşlarımız karıştığı için de aklıma geldikçe içim burulur hep. Bilmem anlatabildim mi?

25 Mayıs 2011 Çarşamba Saat 00:34
Hakaşe Erkan

Ben adımı araya kaynatmadan yazayım , Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşme sürecinin motoru Kürtlerin yürüttüğü mücadeledir , bunda gocunacak birşey yoktur... Evet "epey de bok yedirilmiştir kürt halkına" ve insan hakları mahkemesinde de mahkum olmuştur TC bu ve benzeri konularda defalarca, süreci izleyen kimse bunları söylediği için falan çuvallamaz şeker arkadaşlarım...bunları söylemek de nasıl oluyorsa onu da anlamadım "yerel milliyetçilik" falan değil olsa olsa "namuslu " olmanın gereğidir...nokta...Diğer konuları ayrıca tartışabiliriz elbette, Çerkeslerin bu sürece müdahil olma girişimlerini vesair ama önce gerçeği tespit edelim en namuslu halimizle...

24 Mayıs 2011 Salı Saat 17:18
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net