Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kalekute Enver Sağlam
Benim Güzel Küçük Patrikhanem
22 Mart 2011 Salı Saat 20:24
Bu başlık da ne ola ki, densizin birisi Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya  mı çıkmış yoksa diye düşünebilirsiniz elbet. Özgürlük sizin. Basın serbest yorum hürdür. Yoruma çalakalem girişmek ve hatta küfretmek bile serbesttir de; bir dinleyin hele: Yoksam “daha da yazmam ha!”…

Aslında 18 Mart Cuma akşamına kadar bu yazının başlığı “İĞNEYİ  KENDİME…” ile “… DERLER” arasında gidip geliyordu. Ne  zaman ki Markar Eseyan, Ermeni Patrikhanesi ile Agos Gazetesi arasındaki çekişmeden bahsetti o zaman şimşekler çaktı beynimde. Günlerdir yazmayı düşündüğüm yazının başlığı çıkmıştı ortaya. Deyim yerindeyse “cuk” da oturmuştu hani.

Korkmayın  önce iğneyi kendime batıracağım.Hem de en acımasız tarafından. Çünkü öncelikli olarak kendime sözüm var. Kendi sözümü tutmam, söylediğim ile kendimi bağlamam açısından da  DİÇEG (Demokrasi İçin Çerkes Girişimi) yoldaşlarıma şifahi sözüm var. Ve şimdi sözümü tutuyorum: Diyorum ki, öncelikli olarak hepinizden özür diliyorum.

Konuyu açayım:

Efendim malumunuz üzerimdeki gömleklerimden birisi de ÇHİ oldu. Yani Çerkes Hakları İnisiyatifi. Bu oluşumda yer alma tasarrufunda bulunurken en azından nezaketen dönüp arkadaşlarımla bunu paylaşmalıydım. Belki de ve hatta izin bile almalıydım. Siyasi nezaket bunu gerektirirdi. Bana yakışmadı. Başta DİÇEG yürütme kurulundaki arkadaşlarım olmak üzere tüm DİÇEG gurubundan bir kez daha özür diliyorum. Lütfen kabul buyursunlar.

Belki ÇHİ, DİÇEG’e alternatif olarak kurulmadı. Biri yeşil sahaların haşarı çocuğu diğeri salonların yakışıklı delikanlısı konumunda görünse de benim yapmam gereken bunu  DİÇEG ile paylaşmak ve hatta bu eylem gurubu ile DİÇEG’in bütünlük sağlayabileceğinin altını çizmekti. Olabilirdi de.

Bilemiyorum her iki guruptaki arkadaşların düşüncesi nedir. Benim düşündüğüm kadar bu konuda hassas düşünüyorlar mı ama ben en azından bir günah çıkarmam gerektiğini düşündüm.

Fiili durumda artık geri dönüş olmaz belki ama ben yine verdiğim sözün arkasında durarak gerekirse ÇHİ içerisindeki konumumdan affımı istemek dahil her konuda düşüncelerinizi almaya ve işleme koymaya hazırım.

Elbette ki bu ÇHİ’nin söylediklerini eleştirmek yapılan eylem ve söylemleri toptan reddetmek anlamına gelmiyor. Bu bir defa kendimi reddetmem anlamına gelir.(Benimki gerekirse bir adım geriden desteğe devam demek oluyor.)

Madem kalpağımızı önümüze aldık ve yüksek sesle düşünüp  “iğneyi kendimize çuvaldızı başkasına” batıracağız devam edelim. Günah çıkarma odasına usulca girelim . Vallahi çarpılacağız. Patrikhaneler, günah çıkarmalar…Bu ne ya! Tövbe tövbeee!… (Bu benim iç sesim !)

DİÇEG grubu da bir özeleştiri süzgecine girmeli diyeyim de biraz daha hem iğneyi hem de çuvaldızı kendimize batıralım. DİÇEG de maalesef  yaz rehaveti, sonbahar ataleti,kış uykusu derken neredeyse bitkisel hayata girmişti. Ne ses var ne görüntü. İsmini açık açık yazmasam da en azından isminin baş harflerini yazarak bir arkadaşımızın eleştirisini de belirteyim. M.S.K. arkadaşımız DİÇEG’in açıklanan çıkış metnine “İmza koyan bin beş yüz imzadan  biri de benimdi. İnsanların umutlarını tüketmeye ne hakkınız var” diyor. Doğrudur ve haklıdır da. Amenna ve saddakna…Elbette müşteri her zaman haklıdır ama ufak bir iğne ucu da ona: A benim M.S.K. arkadaşım! Çalışmalarımız esnasında da biraz katkı verseydin ya…

Devam…

Madem günah çıkarmaya başladık bir de araya fıkra sıkıştıralım da biraz soluklanalım.

Kasabanın papazına günah çıkarmaya gelen kadınlar ‘aşna fişne’ vaziyetinden dolayı günah çıkarırken teferruata girmeye başlayınca; papaz efendi kadınlarla arasında bir parola belirleyip, fazla teferruata girmelerine gerek olmadığını söylüyor. Parola ise: “papaz efendi bugün yolda giderken ayağım taşa takıldı…” Sonrasında Papaz efendi “anladım evladım” deyip günah çıkarıyor ve bu böylece sürüp gidiyor. Sonunda papaz efendi ölüyor. Yeni papaz göreve başlayınca kadınlar eski usul yine “papaz efendi ayağım taşa takıldı” deyip günah çıkarmasını istiyorlar. Papaz bu işe pek bir anlam veremiyor ama yine de günah çıkarmaya devam ediyor. Bir gün papaz kasabanın belediye başkanı ile karşılaşıyor. “Sayın başkan” diyor “şu yolları bir yaptırsanız,kadınların ayağı taşlara takılıp duruyor” Belediye başkanı konuyu bildiği için manidar manidar gülüyor. Papaza, “ne yani sen bunlara inanıyor musun şimdi ?” diyor. Papaz “nasıl inanmam sayın başkan, eşiniz bile iki gündür günah çıkarmaya geliyor.”

Hıristiyan misyonerlerine döndüm ama bir de şu kıssayı anlatayım. Hani Hz. İsa zinayla suçlanan kadının masumiyetine inandığı için “içinizden hiç günah işlemeyen ilk taşı atsın” deyince hiç kimsenin eli varıp da taşı atamıyor ya o hesap; gelin bugün biraz herkes kendi özeleştirisini yapsın. Hiç günah işemeyenler karşısındakine ilk taşı atsın.

Yazımın başlığına döneyim . Markar Eseyan’ın söylediği Ermeni Patrikhanesi örneğindeki gibi hepimiz kendi patrikhanelerimizi yapmadık mı biraz? Hem de kristalden… Üstelik bu kristal köşklerde oturup hepimiz sağa sola taş atıyor sonra da benzer taşlarla köşkümüz tarumar olunca kızıp köpürüyoruz. (Yok öyle yağma. Macır dediyse: Ne kaa köfte, o kaa ekmek)

Kapanmışız sırça köşklerimize ve kendimizden başkalarını günahkâr ilan edip bir türlü özeleştiri mekanizmasını çalıştırmıyoruz. Çatışma kültürü üzerine kurmuşuz bütün hadiseyi… Yahu bir titreyin de kendinize gelin. Bir arının günahlarınızdan…Siz zaten o arınmayı kendi içinizde yaşarsanız karşınıza bakmaya bile çalışmayacaksınız.

Biz Çerkesler veya Kafkasyalılar ya da her neyse, bir maraton koşmak üzere yola çıktık ama daha yüz metrede bir birimizin üzerine çıkıyoruz. Çelme atıp diğerini düşürmeye çalışıyoruz. Yahu yarış kırk iki kilometre. Şöyle en azından yirmi otuz kilometre koşalım hep beraber. Sonra yol ayrımlarına gelince herkes kendi yolunu çizsin gerekirse. Sımsıkı bir yumruk olmak varken; gerek Kafkasya gerek Türkiye,gerek Rusya ve gerekse Dünya kamuoyuna birlik ve dirlik mesajı vermek varken bizler birbirimizi yemeye çalışıyoruz.

Asgari müştereklerimizi unutmadan birbirimize tahammül edebilmeyi öğrenmemiz lazım. Son tahlilde düşüncelerimiz farklı olabilir. Farklı kulvarlarda yer alabiliriz belki ama ne olur en azından şu elitist kafadan bir kurtulun. Ne kadar çok dükkân  o kadar çok müşteri elbette ama önemli olan bu potansiyeli en azından belli bir zamana kadar doğru yöne kanalize edebilmek önemli değil midir?

Birbirimizi dışarıda bırakmaya çalışmayı bir türlü anlayabilmiş değilim. En nihayetinde sumo güreşi yapmıyoruz. İtiş kakışla birbirimizi minder dışına sürmektense, minder güreşindeki gibi mücadeleyi içeride yapmalıyız. Tabi ki kuralları ile…Hani Demirel derdi ya: “ Meşru zeminlerde çare tükenmez” ( Gerçi  son deminde o da kıvırdı ya neyse)

Üzerimdeki bir gömlek de Cherkessia Net yazarlığı… Cuma’ya kadar  gidip gelen başlıklardan “… DERLER” in ilham kaynağı da o gömlek işte…

Önce fıkra:

Korkmayın bu sefer islâmiyetten…

Köyün müezzini ölmüş. Yeni bir müezzin aramaya çıkmış köylüler. Bulmuşlar da… Adam da müthiş bir ses . Davudi… Kıraatı da harika. Bazıları gibi öyle teganni falan da yapmıyor hani. Makam bilgisi de fevkalade. Yalnız bir kusuru var adamcağızın. Her cümleden sonra bir de “derler” ilave ediyor ezana… “ Allahu ekber derler…” gibi. “Yahu!” diyorlar köylüler “ezanın güzel de, bu derler neyin nesi?” Adam diyor ki: “ Kardeşim ben ateistim. Söylediklerinize inanmıyorum ki. Benim ezanım bu kadar olur” ( Anti parantez ben böyle birini gerçekten tanıyorum. Yıllar yılı dinden geçindi garibim. Çok da inanmadan..)

Sözü  nereye getireceğimi anlamışsınızdır sanırım. Sözüm Cherkessia Net’e… Ya da şöyle söyleyeyim en azından bazı yazarlarına. Düşüncelerine tam katılmadığım bazı arkadaşlarıma…

Bu kadar sekter bu kadar köşeli ve sert tavırlar insanları ancak iter dostlar. Kesinlikle çekmez. Öyle olunca da aramızda seleksiyon başlar. Sizler de kalpağı önünüze alıp biraz düşünün derim. Emrivakiler ve dediğim dedik tavırlardan sonra bir gün bakmışsınız ki yapayalnız kalmış(sın)ız.

Basit bir soru: Ankara mitingindeki tavır size yapılsaydı siz nasıl cevap verirdiniz? Emrivaki tavırlar gerçekten içinize sindi mi?

Cherkessia Net sayfası açıldığında görülen ilk fotoğraflarda “Çerkesya Yurtseverleri” pankartları  yerine “Çerkes Hakları İnisiyatifi” pankartlı fotoğrafları sizi küçültmez  daha da büyütürdü oysa… Sezar’ın hakkını Sezar’a vermek gerekir öyle değil mi?

Bir başka husus da diasporik toplumların diasporadaki eylem ve söylemleri hakkında… Bakın kardeşler yapılacak eylemlerin dili ve şekli Rusya’da başka, Türkiye’de başka ne bileyim İsviçre’de başka olabilir. Dediğim dedik çaldığım düdük tavrı yüceltmez bazen.

Faşizme hayır derken faşizmin kucağına oturacak tavırlar ve hatta söylemler; bıçak sırtı  bir konu olan aidiyet-milliyetçilik-şovenizm sürecinde bizi bambaşka bir noktaya taşıyabilir. Aman dikkat!

 Yanisi Cherkessia Net’teki bazı yazılarım ateistin ezanı gibidir.

Ve siz de ister iseniz eğer; bana, “böyle ezan mı olur” deyip müezzinlik görevimden affımı  isteyebilirsiniz…(Maalesef dost acı söyler)

Ufacık bir hatırlatma. Mitingde Çerkesya haritasını görünce “sivil” ler bu da neyin nesi diye sormaya başladılar. Hadisenin sorumlularından biri olarak ben de sorayım en azından. Ankara’nın göbeğinde “Dil –TV – Radyo- Demokrasi” derken Allahaşkına Çerkesya haritasının anlamı nedir. Birisi bana anlatsa ya. Bardakçıgillerden işgüzar biri bunu dile dolayıp saptırarak anlatsa, bunu başta kendi kamuoyumuz olmak üzere Türkiye kamuoyuna anlatmak için göbeğimiz çatlar ve anlatamayız da!

Kafkasya Forumu sizi de unutmadım merak etmeyin. Nalına mıhına devam edecek bu yazı . Esas itibariyle sizleri takdir ediyorum. Tabi ki herkesi de.(Tam Nasrettin Hoca gibi oldum ama gerçekten öyle) Ama öyle bir havanız var ki. Her şeyi biz biliriz tadında. Hafiften burnunuz Kafdağı’nda sanki.İlkeler elbette önemli ama müşterek bir lisan oluşturmada bu tavır da iter sadece. Ve sizler de kendi küçük patrikhanenizi yapmış “Çarşı her şeye karşı” pozisyonundasınız. Siz de Allah aşkına ne olur arada aynaya bakın ve biz kaç kişiyiz diye ister sağdan sola ister soldan sağa bir sayın.

Sitenizde mitinge ait bir haber-fotoğraf olmaması da sizi yüceltmez. Vallahi medyada bile artık insanlar rakip kuruluşların adın zikretmekten imtina etmiyorlar. Programlarından bahsedip alıntı yapıyorlar. Yapmayın erenler. Ürettiklerinize,yazdıklarınıza yakışmıyor inanın. Biraz da dışınızda konuşulanlara kulak kabartın.

Kendi kendinize iman tazelemek güzeldir ama arada da dış dünyaya açılın.

Durun daha bitmedi. Yazı mini etek gibi olmalı. Örtecek kadar uzun heyecanlandıracak kadar kısa diyen bendeniz Enver yazıyı don lastiğine çevirdi ama ne yapayım sigoeşler çok doluyum çoook.  Açık seçik ifade edeyim ki ( bu da Turgut Özal gibi oldu) içim acıyor bu duruma. Yazdıklarımı inanın  üzülerek yazıyorum. Cümlelerin sonuna asla kızan adam yüzü değil gülen ve üzülen adam resmi koymak istiyorum.

Neyse dağıldık birden.

Sırada BirKaffed var!. Aynı kaptan su içmeyen  iki KAFFED her ne olduysa bu miting konusunda el ele karşı durdular. (Onlar da beni affetsinler diye yazmak lazım şimdi) Buna sevinmek mi lazım üzülmek mi bilemiyorum. Ama öne geçip önderlik etmeyenler en azından arkada kalıp çelme takmamalılar diye düşünüyorum. Çerkesler bu anlamda ilk defa sokağa çıkarken sütre gerisinde durmak yakışmadı açıkçası . Abhaz Fed’ e de aynı zamanda bu sözüm elbet. Açıkçası en azından bazı Abhaz kardeşlerimiz öyle bir tavır takındılar ki zaten benim kalbim kırık gönlüm buruk... Tavırlarının bende yarattığı izlenim tek cümleyle şu: “Öküz öldü ortaklık bozuldu”. Daha fazlasını söylemekten ise hicap duyarım …

Tamam tamam assolistimiz Kaffed’i en sona bırakıp ÇHİ’ye de tersten çakacağım şimdi.

Dostlar kızmaca gücenmece yok. Herkes eteğindeki taşı dökecek. En azından ben dökeceğim. Kol kırılır yen içerisinde kalır mantıksızlığını kırıp burada da iğneyi size ve kendime batıracağım.

Birincisi bu miting biraz daha geniş konsensüs aranarak yapılabilinirdi.Kafkasya Forumu’nun dikkatimizi çektiği “elektrikli” dile dikkat edilebilirdi. (Sloganlarda mesela) VsVs. Ama hepsinden önemlisi karar alma mekanizmasında bir oldu bittiye getirme, bir anlık heyecanla ve de kişisel söylemlerle -her türlü platformda -kamuoyunun önüne çıkma gibi yanlışlar olmamalıydı. İşin içerisinde olan biri olarak benim bile haberim olmayan bir söylemin dile getirilmesi sizce ne derece doğru. Ben yaptım oldu tavrı bence çok şık değil. Bu yapı en nihayetinde parti dernek vs gibi hiyerarşik bir yapılanma değil ve neyin ne olacağı konusunda emrivakilerin sürmesi de hoş değil. Yiğidi öldürüp hakkını teslim edelim. Biz bunu DİÇEG de gayet güzel uyguladık ve o grupta iki sözcümüz olmasına rağmen başta onlar olmak üzere hiç kimse solist ve hatta assolist olmaya yeltenmedi. Biz mümkün mertebe iyi bir koro olmaya gayret ettik.Arada falsolar olsa da bu işi böyle götürdük ve götürmeye de gayret ediyoruz.

Sakın yanlış anlamayın. Dil sürçmelerinden, dalgınlıklardan acemiliklerden bahsetmiyorum. İnsani her türlü yanlışa varım. (Yeter ki onursuz olmasın aşk diyeceğim ama insanların kafası karışacak.

O sadece şarkı sözü. Levent Yüksel’den…)Kısaca yoldaşlar-dindaşlar-ülküdaşlar bazen dolgu çimentosu muyum diye düşünmüyor değilim hani. Ben açık açık yazdım. Siz de açık açık yazarsınız ve maruzatıma binaen görevden affımı istirham edebilirsiniz.

Biz de böylece dokuz köyden kovulan doğrucu Davut  ya da iki cami arasında beynamaz vaziyetinde kalabiliriz elan.

Assolistimize gelince. Zaten onlar “affetmem asla seni” yi  bangır bangır söyleyen Bülent Ersoy modundalar ama bence davranışları solist altı çıkan üvertür kız hafifliğinde. Şeyh Edebali’den örnek verip  “öfke bize uysallık size yakışır” diyeceğim ama bir arkadaş var ki kendi geçmişini de unutarak bizi “erken kalkan ihtilal sever çavuşlara” benzetmiş. Sağolsun  varolsun da kendisi DÇP’nin (Demokratik Çerkes Platformu) içerisinde iken orgeneral rütbesinde miydi diye sormak isterim . Gerçi ben askerliği bedelli yaptım . Hepi topu iki ay. Değil çavuş onbaşı bilem yapmadılar beni. Sağolsun bizi çavuşluğa layık görmüş.  Çavuşluk benim için terfien rütbe  sayılır da kendisi Yeşilçam klasiklerindeki gibi ağaca çarpıp hafızasını mı yitirdi acep…( DÇP DÇP diyorum alooo!..) Diğer DÇP’li arkadaşlarım asla gocunmasın doğru bir yapılanmaydı ama ömrü maalesef yetmedi. Belki DİÇEG ve ÇHİ’nin de sonu aynı olacak bilinmez elbette.

Haa uzun zamandır hep aklımda ama bir türlü yazamadım.Belki yazdım da unuttum bilemiyorum.

      Benim jenerasyonum ve biraz daha gençler gayet net hatırlarlar. Daha dün sayılabilecek kadar kısa bir süre önce bizler 19 Mayıs’ta hep beraber güle oynaya Heybeliada’ya pikniğe gider yine güle oynaya dönerdik. Hiç kimsenin aklına iki gün sonrası SÜRGÜN günüdür diye gelmez, mutlu mesut evlerimize geri gelirdik.

Bunu niçin mi söylüyorum.Şimdi derneklerimiz isimlerini değiştirmeye başladılar. Bir tanesi de benim geçmişte başkanlığını yaptığım İstanbul Gaziosmanpaşa Kafkas Derneği olacak galiba. Toplum istiyorsa olsun . Sözüm yok.  Söylemek istediğim şu. Tıpkı  19 Mayıs pikniklerimiz gibi bu dernekler (her türlü eleştiriye rağmen)  Kafkas- Kafkasya isimleri ile uzun yıllar hizmet verdiler ve camiaları bir şekilde bir araya getirdiler. Geçmişte hiç sorgulamadığımız kavramlar ve tarihler şimdi bazen tabu halinde, bazen de ayrışmanın adresi olma yolunda…

Hani yani demem o ki, biraz da geçmişi unutmadan özeleştirilerimizi-tartışmalarımızı daha sağlıklı daha medeni zeminlere oturtsak…Dünümüzü unutmasak.Deliler ve ölülerin fikir değiştirmediği bir dünyada tartışmaları Çerkes Duruşu ile yapsak.

Belden aşağı vurmasak.

Basit bir örnek vereyim.Yedi Yıldız’ı neredeyse tek başına çıkaran bir arkadaşımız şimdi Nart’ın yayın kurulunda. Onunla ülküdaş  olan bir başka arkadaşımız Çerkesya Yurtseverleri’nin bayraktarlığını  yapmakta…

Neymiiiiş! Deliler ile ölüler fikir değiştirmezmiş...

Elbette tartışalım ama kapıları tamamen kapatıp köprüleri atmayalım. Bir dönem sonra birbirimizin yüzüne bakmaya çalıştığımızda gözlerimizi karşımızdakinin  ta gözbebeklerine dikelim.

Az önce Çerkes Duruşu dedim ya bir kez, bir kez daha vurgulamakta fayda var. Malumunuz son günlerde bir Bardakçı ve Yardakçı tartışması yaşadık. Gerçi onlar bir tane değil. Yavuz Bülent Bakiler ve Altemur Kılıç arada kaynadı gitti. Bu koroya emin olun başkaları da katılır. Benim söylemek istediğim buradaki tartışmada bile duruşumuzu bozmamamız. Bir arkadaşımız Bardakçı’nın ninesin falan karıştırmış ki bence hiç şık değil. Açıkçası HAYNAPE… Bize yakışmaz. Belden aşağı vurmak bir Çerkes’e yakışmadı kısaca.

Türkler ile ilgili yaklaşımları için yazıştığım ve aynı düşüncede olan başka arkadaşlar için de bir şeyler söylemek lazım gelir diye düşünüyorum. Arkadaşlar bizim Türkler, Kürtler, Ermeniler, Gürcüler, Ruslar ile bir derdimiz yok. Olamaz da. Derdimiz bütün bu milletlerin ırkçıları ile. Faşistleri ile… Mussolini’nin Hitler’in şubeleri ile… İçimizde onların şubeleri varsa “ben almayayım”. Allah yollarını açık etsin. Yolumuz demokrasi mücadelesi ise ve bu yolu kâh Ankara’da, kâh İstanbul’da; bazen Maykop bazen de Nalçik’de; zaman zaman Çeçenistan, Abhazya ve Osetya’da yürüyeceksek gücümün yettiğince ben varım…

Geçmişte Kadıköy dükalığında , Bağlarbaşı baronlarına savaş açmış biri olarak nasıl yalnız bırakıldığımı bilerek; bu kadar geniş cephede bir savaşa tutuşmanın pek akıl kârı olmadığı görünse de ne yapayım, ben buyum işte, huyum kurusun. Klavyemin tuşları kopsun… Siz delidir ne yapsa yeridir de diyebilirsiniz ama bana da hepiniz tam teşekküllü bir hastaneden sağlam raporu sunmak üzere…

Bir ufak hatırlatma da bazı arkadaşlara. Eylem ve söylemlerimden dolayı benden sitayişle bahseden kardeşlerim benim yoldaşlarımı satma gibi bir huyum yok. Aramıza nifak girmesine de müsaade etmem. Bazı şeyler süreç meselesi. Arkadaşlarımı eleştiririm ama satmam. Yine de övgü dolu sözleriniz için teşekkür ederim… Teveccühünüz…

Bu sosyal streptease faslından sıkıldınız mı bilmiyorum.Söz,  son bir iki cümle ile bitiriyorum!.

Efendim hemşeriniz bir dükkân da Jineps’e açtı. Köşemize bekleriz !

Ya da bir gün ansızın kapınıza çalabilirim ! (Onu da zamanı gelince anlarsınız)

Bu yazı Makyavelizm- oportünizm-pragmatizm ( meşrebinize göre hangisini beğenirseniz)girdabında yol almaya çalışanlar ile mücadelenin yazısıdır…

Bu yazı bizim Kemalistlerin (beğenmediyseniz alın size Jakobenizm) tavırlarına mücadelenin yazısıdır…

Bu yazı biraz da bizim patrikhanelerimize mücadele açmış Protestanlarının protest müziğidir…

Biraz “Batsın Bu Dünya” desek de…

Biraz da “Biz görmesek de görecekler var o güzel yarınları…” diyenlerin yazısıdır…

Siz isterseniz “Baharı bekleyen kumrular gibi” de diyebilirsiniz.

Romantizm de iyidir be!... 

Bu yazı toplam 3798 defa okundu.





Huajır

Şeyh Edebali'nin Nasihati.. (RaVZa)
Bak DOSTUM!!!

Cahil ile dost olma: İlim bilmez, irfan bilmez, söz bilmez; üzülürsün.

Saygısızla dost olma: Usul bilmez, adap bilmez, sınır bilmez; üzülürsün.

Aç gözlü ile dost olma: İkram bilmez, kural bilmez, doymak bilmez; üzülürsün,

Görgüsüzle dost olma: Yol bilmez, yordam bilmez, kural bilmez; üzülürsün.

Kibirliyle dost olma: Hal bilmez, ahval bilmez, gönül bilmez; üzülürsün.

Ukalayla dost olma: Çok konuşur, boş konuşur, kem konuşur; üzülürsün.

Namertle dost olma: Mertlik bilmez, yürek bilmez, dost bilmez; üzülürsün.

� İlim bil, irfan bil, söz bil.
� İkram bil, kural bil, doyum bil.
� Usul bil, adap bil, sınır bil.
� Yol bil, yordam bil.
� Hal bil, ahval bil, gönül bil.
� Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.
� Mert ol, yürekli ol.
� Kimsenin umudunu kırma.

Sen seni bil; ömrünce bu yeter sana.

[ Şeyh Edebali ]

02 Nisan 2011 Cumartesi Saat 14:58
Huajır

"Sukut ikrardan gelir" gibi anlaşılmasın diye cevap veriyorum.Belkide yersiz alındım ama "köşeli ve sert tavır" kısmında (öyle değilsede,öyle olmasını isetediğim içindir) kendimede pay çıkardım.
Ayrı bir yazıyla cevap vermekle yorum yazmak arasında gittim geldim.Yazarın kendi yazısından daha uzun yorum yazmak yakışık almayacağınıda gözönüne alarak,kısa cevap veremeye çalışacağım.
Kendi adıma kimseye hoş görünmeye çalişmıyorum,o yüzden gözümü daldan budaktan sakınma ihtiyacımda yok.Çerkesya Yurtseveri olarak bakış açım belli!Kendimi senin gibi misafir sanatcı olarakta görmüyorum.Bu sitede yazıyorum çünkü kendime yakın hisettiğim,sadece bugünden ziyade ileriyede bakabilen bir topluluk olduğunu düşündüğüm için.Bir sürü değişik gömlek giymektense,fazlasıyla sade olsada,temiz olduktan sonra tek gömlek giymeyi tercih ettiğimdende olabilir.Muhafazakarlıkta denebilir buna.Her çağrılan siteye veya her davete icap etmiyeceğim gibi her mitingede katılmam.ÇHİ'ye destek yazılarımın sebebi çıkış noktanızı doğru bulduğum içindi.Ama okadar!Daha sonra televizyon programlarındada,katılımcıların neredeyse söyledikleri hiçbir şeye katılmıyorum.Pozitif ruh halinin yani ruhi dengeyi sağlıyan,gülmeyi her insan gibi sevmeme rağmen,olur olmadık yere sıkıştırdığın fıkralarında (af buyur) açıkcası sıkıyor beni.
Olayların ciddiyeti,bir takım kararları tesadüfe veya ehli olmayan kişilerin ellerine bırakılmayacak kadar,büyük.Onun içindirki bazı zamanlarda insanlar inisyatifi ellerine alır ve emir vaki davranır.Fotoğraf ve harita meselesine gelince ise,işte bu noktada,benim "bu günü değil ileriyide bakabilen" dediğim topluluğun çok güzel bir hareketi söz konusu.Yapılacak eylemlerin şeklide,dilide değimez.Bukalemunluğa gerek yok.
Ne istediğimizi biliyoruz ve nihayi hedefimizde belli!
"Yanisi Cherkessia Net'teki bazı yazılarım ateistin ezanı gibidir." cümlen ise,kendisini Adığe ulusal mücadelesinin içinde gören bir Adığeden,şimdiye kadar duyduğum en nahoş cümle.Bu tabiki insanın karekter yapısıylada alakalı ama bence yakışmadı.
Laf ağızdan çıkasıya,sensin efendisi.Laf ağızdan çıktıktan sonra o senin efendin!
Elbette senin için büyük bir kayıp değil ama bundan sonra yazılarını okumayı düşünmüyorum.
Ama dediğin gibi,delilerle ölüler fikir değiştimez...(yazıda doğru bulduğum tek cümle)

02 Nisan 2011 Cumartesi Saat 14:00
Adige Çale

Bütünlüğün sağlanması, verilen tepkilerin toplu olarak veriliyor olması, hem isteklerin daha güçlü seslendirilmesini hem de dikkate alınmasını güçlendirir. Bu bağlamda her ne kadar yapılmak istenen iyi bile olsa çatlak seslerin çıkmasına sebep oluyor. Üstelik yazarın yazısında anladığım kadarı ile de herkese suç atmak yerine tek vücüt haline getirici söylemlerin ortaya konması daha faydalıdır. Bu açıklamaları talihsiz, bencilce, bir adım sonrası düşünülmeden söylenen gereksiz, kendi hedefine zarar verici sözler olarak değerlendiriyorum. Selam ve saygılarımla,

30 Mart 2011 Çarşamba Saat 17:04
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net