Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kalekute Enver Sağlam
Light Bir Yazı
17 Ekim 2010 Pazar Saat 19:24

 Patronlar peş peşe fırçalamaya başlayınca, artık zamanıdır deyip oturduk klavyenin başına. Neyse halin o çıksın falin deyip de çalakalem girişince yazıya önce aklıma, şimdi gençlerde çok moda olan gülen yüz figürünü koyma fikri geldi. Beceremeyince de daha kolayına kaçıp yazı yazmayı denemeye karar verdim.Hem böylece bir sonraki paragrafta anlatacağım marifetlerimle bir taşla birkaç kuş vurmuş olmaya çalışacağım.

Önce Adil patron Bigazete için hadi kımılda biraz dedi.

Sonra da Adnan patron  Cherkessia Net sayfaları sensiz öksüz kaldı deyince içim yumuşadı  birden. Necati patron da Aşağıdemirci 4 Mevsim’in yeni sayısı  sensiz olmaz deyince iyice yüreğim yufkalandı. Oldu olacak Yaşar ve Yalçın patronlar da Jineps’ i ihmal etme  deyip okkalı bir transfer bedeli önersinler bari. (Bu işsizlikte fena da olmaz hani) İkinci parantez: (Bu paragraf ve bir önceki paragraf benim ne mühim bir şahsiyet ve yazar olduğumun fikrini size vermiştir umarım)

Bu kadar ciddi ciddi yazılar yazan  bilcümle ağabey, kardeş ve arkadaşın yanı sıra yapılan asık suratlı yorumlar ve elbette ki çok müstefit olduğum (bu cümlede gerçekten ciddiyim) bir dolu yazının yanında  bu light yazının ne işi var derseniz, o da benim densizliğim olsun derim…

Ya da Bigazete’deki yazımdaki yorumumla,  sakatlık sonrası yeniden sahalara dönen sporcunun biraz ürkek, çekingen ve tedirgin ruh halinin yansıması diyelim. ( Tabii Cherkessia Net okurları zaten kaç tane yazı yazdın ki  diyerek bir güzel beni benzetebilirler…)

Zaten sert olan yazı dili biraz da  yapılan katı  yorumlarla  daha da ipleri koparmaya meyyalken, yumuşak bir girişle aranıza dönmek, gerçeği söylemek gerekirse hoş. Geçmişte yazdıklarımla çok polemik yaratmış, ortalığı toz duman etmiş biri olarak zaman zaman nedamet duyduğumu da açıkça ifade edeyim. Ama ne hikmettir zaman zaman şeytana uyarken ben de kantarın topuzunu kaçırıyorum…Kırıp incitiyorum insanları. Tabii ki karşıdakilerin de eli armut toplamıyor bu arada. Onlar da veryansın edip karşı taarruza geçiyor…Ve  o ortamda karşılıklı ciddi yaralar alıyoruz bazen. Dil yarası dediğin de kolayından geçmiyor hani. Yüreğinizde iken esiriniz olan cümleler sonra bir ömür boyu sizi esir alabiliyor… Bir kalp ağrısı olarak kalıyor naif yüreklerde.

Yazı  gitgide farklı bir boyuta gelirken söylemek istediklerimi biraz daha ölçüp biçip tartmam gerektiğini düşünüyorum. En azından bu yazıda kırmadan incitmeden bir şeyler söylemek istiyorum.

Vallahi çok uzun zamandır söyleyeceğim ama bir türlü dilim varmıyor. Yahu arkadaşlar ben yazılarımın uzun olduğunu düşünüyorum ama bazılarınızın yazıları tam bir destan gibi… Oku oku bitmiyor. Ve ister istemez yazının belli bir yerinden sonra konsantrasyon düşüyor. Tabii algı da… Benden size acizane bir arkadaş tavsiyesi. Ne olur biraz daha kısa. Hep söylerim yazı dediğin mini etek gibi olmalı. Heyecanlandıracak kadar kısa, örtecek kadar uzun… Anlarsınız ya!..

Yine hemen aklıma gelmiş iken yine uzun zamandır  aklımda olan bir konuya değineyim. Murat Özden abimizden  kamuoyu huzurunda özür dileyip bir nebze olsun kendimi affettirmeye çalışayım. Attığımız taşın peşinden koş(a)madık Murat ağabey. Daha önce sanırım telefonda da kısaca bahsetmiş idim. Yaşadığım travmayı yeni yeni atlatmaya çalışıyorum. Ama gönlümüz olumlu cümle kuranların hep yanında. İnşallah Taksim yürüyüşünün sonundaki gibi bir gün hep beraber yine “Oh be!...” diyeceğiz. Hepimiz köylü çocuklarıyız. Nadas ne işe yarar bilirsin.

Cherkessia Net sayfalarından ayrılan ve yeni dahil olanlara ve dahi bizim camiamız için emek edenlere; yani Kafkasyalıyım diyenlere, ya da Çerkesim diyenlere ya da Birleşik Kafkasya diyenlere veyahut kendini bir başka şekilde isimlendirenlere… Hepinize selam olsun…

Selam olsun sana Murat Özden, Khuade Adnan, Yalçın Karadaş, Yaşar Güven, Hulusi Üstün, Ali Çurey, Muhittin Ünal, Yılmaz Tok, Erol  Karayel, Necdet Hatam, Fahri Huvaj,Mehdi Nüzhet Çetinbaş, Rahmi Deniz Özbay, Çetin Öner, Rahmi Tuna, İrfan Argun, Cemalettin Ümit, Yaşar Nogay, Cihan Candemir, Nail Sönmez, Çiğdem Türk, Havva Karadaş, Şahin Arıkan, Leyla Kılıç Karakaynak, Volkan Düzenli, Fethi Güngör, Muammer Tuncel, Açumij Hilmi,Murat Bingöl, Muktedir İlhan, Atrışba Murat, Cengiz Gül, Mahinur Tuna,Fuat Uğur, Handan Demiröz, Günsel Şurdum Avcı,Ömer Büyüka, Hakkı Kurmel, Hayri Ersoy, Faruk Cimok, Faruk Kutlu, Ahmet Özel, Ömer Aytek Kurmel,Murat Papşu,Nurhan Fidan, Fatma Özdemir,Sezai Babakuş Atay Ceyişakar,Aydın Şen ve ismini yazamadığım bir dolu Kafkasya sevdalısına… Yüreği Çerkesler için atan cesur yüreklere de selam olsun… Çerkesya için kalem oynatan yiğit kardeşlere de … Kafkasya halklarının özgürleşmesini ve ayrıca birleşmesini de isteyenler size de selam olsun… Kafkasya’yı Türkiyeden bakınca farklı görenlere ve de Kafkasyanın-Çerkesyanın; Çeçenistan, Abhazya ve Osetya’nın içinden baktığında da farklı görenlere yine selam olsun…

Burada adını an(a)madığımız, yazmış, çizmiş, emek etmiş; mal vermiş, para vermiş, ve hatta canını vermiş; yol yürümüş, bağırıp çağırmış hiç değilse emek edenlere moral vermiş; hiçbir şey yapamasa bile kalbinden anavatanını söküp atmamış insanların hepsine yürekler dolusu selam olsun!!!

Durumumuz biraz “daha ne diye oyunda oynaştasın” vaziyetinde olsa bile ayrışmanın değil birleşmenin zamanıdır yoldaşlar, ülküdaşlar ve dindaşlar!… Beraber yürüyebildiğimiz kadar  ülküdaşlık yapacağız. Herkes dinini yaşarken koca bir coğrafyadan nasıl sökülüp atıldığımızın ağıtlarını yakacağız ilahilerimizin üzerine…

Ama titreyip de kendimize geleceğiz biraz. Ortak konuşacağımız  o kadar çok şeyimiz var ki… Beraber yürüyeceğimiz de o kadar da çok yolumuz…

Bırakın  şimdi kavgayı!...

Bakın size ne diyeceğim:

Türkiye’de açılım tartışmaları, referandumdaki evet hayır çekişmeleri gözümüzün önünde bir film şeridi gibi geçip gidiyor. Ve bizler maalesef sadece seyrediyoruz, sadece dinliyor ve kendi aramızda ince ince yazıp çizip ve yine kendimiz okuyoruz. Milyonlardan bahsediyoruz ama binler bile değiliz açıkçası… Taksim’e toplanan birkaç binden mutlu oluyoruz… Televizyonlarda sözü dinlenen kanal kanal gezen entelektüellerimiz yok! İrili ufaklı medyada köşeleri tutmuş bizleri savunacak anlı şanlı kalemşorlarımız yok! TBMM’de bizleri, anayurdumuzu savunacak yüksek sesli tek bir vekilimiz yok! Kimliğinle büyümüş tek bir akademisyenimiz olmadığı gibi, tek bir sporcu ve sanatçımız da yok!..

Türk- Kürt ve Alevi ekseninde tartışmalar sürerken kulaklar bizi duymaz ve gözlere de perde inmişken biz korkarım ki hâlâ meleklerin cinsiyetini tartışıyor olacağız…

Light bir yazı diyerek başlayıp sonrasında sağa sola bolca selam sarkıttıktan sonra bu fırça da neyin nesi diyenlere:

Erenler bizde yazarlık dediğin biraz da böyle oluyor ne yaparsın.

Hadi size son söz olarak dedem Kalekute Hajumar’ın vaazlarında kullandığı bir sözü de aktarayım da hem mesajımızı inceden vermiş olalım hem de biraz gülümseme yayılsın yüzünüze.

“Nepe dünya, nevşı ahiret!”

Etek boyu da biraz maksi oldu ama idare ediverin artık!..


Bu yazı toplam 2882 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net