Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Hapi Cevdet Yıldız
İki Buluşma ve "Çerkes=Adıge" Üzerine
10 Kasım 2010 Çarşamba Saat 13:40

Bu yazımızda CHP'deki gelişmeleri, ulusalcı/Kemalist /Türkçü politikacı ve eskimiş bir kadronun, sırasıyla Deniz Baykal ve Önder Sav'ın gidişini, onların yerine gelen Kemal Kılıçdaroğlu ile yeni kadrosunun üzerinde durmayı istemiştim. CHP'deki bu yenilenme gerçek anlamda bir demokratik ilerleme getirebilir mi? 80 yıllık bu ırkçı/gerici parti bir çırpıda dönüşebilir mi? Bilindiği gibi Ecevit'in açılımları başarısızlığa uğramış, o da DSP'yi kurmak/kurdurmak zorunda kalmıştı. Ülke, muhalefet cephesinden gelecek bir yenileşmeye hazır mı?

Bu arada ittihatçı/ulusalcı Ümit Kocasakal'ın İstanbul Barosu Başkanlığı'na seçilmiş olduğunu da anımsatalım.Dünyaya inat,Türk hukuk insanlarının,yargı ile birlikte nasıl çağdışında karar kıllmış olduklarının   bir kanıtı  değil midir bu seçim de?

Yargı,yoksul kesimden gelen, ama eski HSYK vesayeti ve darbeler karşısında uysal kuzu olan kesimlere açıktı. Kural dışına çıkan da yargısız infaza uğrar, kulağından tutulup meslekten atılır, Ferhat Sarıkaya örneğinde olduğu gibi. Avukatlık da yaptırmazlardı ona, adamı aç bırakırlardı. Bereket şimdi bu kötü  oluşum dağıtılmış, daha iyi hale getirilmiş durumda. Bilmem, Hukuk eğitimini bırakmamış olsaydım, ben de Ferhat Sarıkaya gibi bir duruma düşmüş mü olurdum? Bunu kendime hep sorarım.

Türk yargıçları dil bilmezler, bilenleri nadirdir, yani dünyadan kopukturlar. Dil bilmeme yüzünden yeryüzündeki gelişimleri izleyemez, ama solculara ve dindar kesime ceza yağdırmaktan da geri kalmazlardı.

Bir de İngiliz ve Amerikan yargıçlarına bir bakın…

Böylesine berbat, böylesine geri ve böylesine dökülen bir ortamda Erdoğan yüzde 58'i nasıl yakalar? Düşünür dururum. Böylesine bir başarı, toplumu gönüllü yönlendirme, herhalde halk çoğunluğunun olgunlaşmış olduğunun bir göstergesi olmalı.

***

Anadili Komisyonu ve Nart Akademisi

30-31 ekim günleri Ankara'da bulundum. Konu anadili ya da Çerkesçe ve Abazaca kursları sorunu idi. Biliyorsunuz Türkçe dışındaki yerel dillerde  okul eğitimi hala yasak, çağdışı ama yasak. Başbakan Erdoğan da, ara sıra akıncı olduğu gençlik yıllarından kalma Türkçü damarı kabarıyor olmalı, anadilinde eğitime karşı olduğunu, ama anadilini, Kürtçe'yi öğretme ve kültürü geliştirme konulu çalışmalara, iktidar olarak destek vermeye hazır olduklarını söylemişti. Kürtler kurs önerisine sıcak bakmıyor, iteliyor, onu bir oyalama ve asimilasyon taktiği olarak görüyorlar, hedefleri anadili eğitimi. Onlar kesin kararlılar. Çerkes ve Abazalar ise, Başbakan'ın önerdiği türden bir kursa bile razılar. Çerkes'in Kürt gibi direnme gücü bırakılmamış.

Bu çerçeveden olmak üzere Kaffed, Halk Eğitimi (HEM) kanalıyla anadili -Adıgece ve Abazaca -kurslarının açılması için Milli Eğitim Bakanlığı'na başvuruda bulunmuştu. HEM kanalıyla açılmış Farsça kurslar vardı, bu bir örnekti.

Milli Eğitim Bakanlığı ve Halk Eğitimi Merkezi, söylendiğine göre Çerkes başvurusunu kayda almış. Yürürlükteki Farsça ve Osmanlıca modüler programına  uygun bir  uyarlama yapılmasını istemiş. Biz, yani 14 usta öğretici (4'ü Abaza) bu amaçla toplandık ve iki gün süren bir çalışma yaptık. Çalışmaya son biçimi verildikten sonra, modüler programı ilgili yere sunulacak. Karşımıza yeni bir engel çıkarılmaması durumunda, yani yeni yeterliğe dayanan programın kabul görmesi halinde, resmi dil kursları arasına iki dil daha eklenmiş olacak.

Nart Akademisi ise, fikir babası Jane Şamil olan, onun tarafından oluşturulmuş, finansman desteği de sağlanmış olan özel bir akademi. Kaffed'in de desteğini almış. 30-31 ekim günleri seminer çalışması yapan Nart Akademisi, Türkiye'nin dört bir köşesinden Ankara'ya  gelen kızlı erkekli ve hepsi Çerkes kökenli 40 üniversite öğrencisi ile iki öğretim üyesinden kurulu. Öğrencilere Çerkes tarihi, edebiyatı ve kültürü/gelenekleri üzerine bilgiler veriliyor, öğrencilerin çalışmaları da değerlendiriliyor. Bu arada öğrencilerin çeşitli meslek dallarına yönlendirilmeleri de sözkonusu, örneğin  üç öğrenci medya-iletişim  alanına yönlendirilmek isteniyor.

Bu öğrenciler Türkiye'nin demokratikleşmesinin tamamlanması durumunda Çerkes toplumunun örgütlenmesinde, eğitim ve iletişim aygıtlarında görev alabilecekler.

***

89.4 Yaşam Radyo

Bu radyo etnik bir radyo. İstanbul Taksim'den, birçok Türkiye dilinde, Kürtçe, Adıgece,Abazaca, Lazca, Ermenice, vb gibi birçok dilde  kesintisiz yayın yapıyor, küçük bir bütçe ve reklam gelirleriyle umulmadık başarılara imza atıyor. İstanbul çevresinde çok dinlendiği söyleniyor. İnternet üzerinden de izlenebiliyor.

Adıgece/Çerkesçe yayın Perşembe günleri akşam saat 20,00 ile 21,30 arasında canlı yayın olarak veriliyor. Moderatör Yewtıx Adnan Cankılıç, Farsça eğitimi görmüş bir genç. Özel günlerde yayın saati ve süre değişebiliyor. Örneğin '21 Mayıs Çerkes Sürgünü' programı 20 ve 21 Mayıs 2010 günleri gündüzleri ikişer saat olmak üzere, saat 15,00'te başlamış ve toplam 4 saat yayın yapılmıştı. Ben de bu programlara katılmış, ilk gün Türkçe, ikinci gün Adıgece olarak birer konuşma yapmıştım. Daha sonra Adıge Nartları'na ilişkin, yine Perşembe günü saat 20,00-21,30 arası bir konuşma da yapmıştım.

Son konuşmamı ise, 4 kasım 2010 perşembe günü yaptım. Merkezi Sicilya Palermo'da olan bir Fransız-İtalyan ortak televizyonu, sözünü ettiğimiz dillerde yapılan yayınları bir bir filme aldı. Film, söylendiğine göre, Ocak 2011'de vizyona girecek. En son çekim Çerkesçe üzerine olanıydı. Program konuşmasını, daha çok ben yaptım, moderatör Yewtıx Adnan da bana sorular yöneltti, ara ara şiirler ve K'eraş Tembot'un “Şıw zaqo” (Tek Atlı) romanından da bir parça okudu. Arada Adıge müziği, Kuşha Doğan'dan şarkılar da sunuldu. 22 yaşında üniversite son sınıf öğrencisi Bğane Alper de pşınesi/akordeonu ile Tleperışu ve Şeşen çaldı. Alper, Adıgece ve Türkçe dışında iyi İngilizce ve İtalyanca biliyor, ayrıca Fransızca ve Rusça'dan da anlıyor. Siyaset ve Uluslar arası İlişkiler öğrencisi. Okulunda Kürtçe'nin seçmeli ders olarak okutulduğunu, ancak Çerkesçe için henüz bir başvuru yapılmadığını söyledi. Aktif  bir öğrenci.

Başlangıcından günümüze Adıge söylentileri ile Adıge yazılı edebiyatı (Kabardey dahil), çok az olarak da Çerkes tarihi üzerinde durdum. Kısmet olursa Adıge/Çerkes tarihini daha sonra sunmayı düşünüyorum. Kaf-Dav sağolsun, güzel tarih kitapları kazandırmış Türkçe'ye.

Konuşmamda, Nart  Şebatınıko'ya genişçe bir yer verdim. Şebatınıko Adıge yiğitliğinin de bir simgesi. Şebatınıko'nun, teyzesi Setenay-guaşe'nin çağrısı üzerine, şölende zehirli yılanla öldürülmesine  karar verilmiş olan Nart Setenay-guaşe'nin kocamış kocası  Nart Verzemeg'i Ölüm Şöleni'nde (Yeşxe-Yeşo) öldürülmekten kurtarmak üzere, Çırt ülkesinden Nart ülkesine doğru yola çıkışını, Ten (Don) Irmağı boyunca güneye doğru gelişini, Pşıze (Kuban) Irmağını atını yüzdürerek geçişini, yolu sorduğu Nart çobanı ile atışmasını ve çobanın tuzağına düşmeyişini, atının sırtında olağanüstü  görkemli gelişini gören güzeller güzeli Akuande-daxe ile annesinin onu avlamak, tuzağa düşürmek ve ondan bir oğlan çocuğu edinmek üzere, onu Ölüm Kurultayı'nı (Wık' Xase) yöneten Nart Aleg'in  bahçe kapısında karşılayışlarını, ama Şebatınıko'nun onlara takılmayarak, 'Aleglerin Evi'ne baskın biçiminde girişini, Verzemeg'in içmek üzere kaldırdığı geyik boynuzundan kadehi elinden kapmasını, kadehteki üzüm suyunu döktüğünde, yere düşen ve kıvrana kıvrana kaçmaya çalışan zehirli  yılanı ezerek öldürdüğünü, Verzemeg'i  kurtarıp evine yolladığını, ardından kamasını sapından yere saplayarak ve sivri ucuna basarak dans ettiğini, salondaki izleyicilerin Şebatınıko'nun hızlı dönüşleri sonucu oluşan rüzgarın  şiddetiyle, kimilerinin duvarlara çarptığını, kimilerinin de pencerelerden dışarı fırlatıldıklarını, otuz metre boyundaki Alegler'in Malikanesi'nin (Алэджмэ яунэ), Şebatınıko'nun hızlı dansı sonucu sallanmaya başladığını, şölendekilerin “Sen kazandın Şebatınıko. Ne olur dur, dur, iyi oynadın, bu fakirhaneyi başımıza yıkma” demeleri üzerine dansına son verdiğini bir bir anlattım.

Söylentiye göre, salt bir yiğitlik örneği (karakteri) olan Şebatınıko, kocamış yaşlıların öldürülmeleri geleneğini sona erdiren kahramandır. O, bir insanlık simgesidir de.

Bu arada Habraço Murat kardeşimiz de, İstanbul Kadıköy Bahariye Caddesinde, Halk Eğitim Merkezi yanındaki pasajda, yani Şamil Vakfı'nın bulunduğu binanın giriş katında bir yayınevi kurmuş bulunuyor. Orasını da ziyaret ettim. Genç kardeşimiz Cherkessia.net sitesindeki yazılarını da bastırmış. Murat, 'hedefim ilk elde, 100 bin doları bir araya getirmek, yayın, ardından radyo, daha sonra da televizyon' diyor. Kendisine başarılar diledim.

Bazı arkadaşları, özellikle Çerkes şair Semih Akgün'ü de görme olanağım oldu.

***

Gerici-İlerici  Ne demektir?

Bunu soran çok  kardeşimiz var. Bazıları şöyle diyorlar: Tayyip Erdoğan, sağcı ve dinci olarak tanınır. Böyle biri ilerici olabilir mi?

CHP ise, solcu ve Atatürkçü, sıkı bir laik parti. Böyle bir parti gerici olabilir mi?

Her ikisi de olabilir. Ölçütü de gelişim ve değişim karşısında takınılan tavırdır.

Erdoğan Avrupa Birliği normlarını kabul eden, o doğrultudaki demokratik değişimlere önderlik eden, yasal düzenlemeler yapan, zikzaklar çizse de, sonunda doğru olanda karar kılmasını başaran, “Dersim Katliamı” deme yürekliliğini gösteren  biri. Bilindiği gibi Dersim Katliamı Atatürk döneminde, İnönü ve Bayar'ın başbakanlıkları sırasında yapılmıştı. Kısacası Erdoğan ve partisi bu tutumuyla ilericidir.

CHP ise, tabii Baykal, Önder Sav ve öncesinin CHP'si, kendi ırkçı ideolojileri gereği Dersim Katliamı'nı haklı bulan, hala savunan, üstü örtülü yeni katliamlara vize veren bir parti. Sivas Madımak Oteli Katliamı'nda oğul Erdal İnönü Başbakan Çiller'in yardımcısı idi, çıtı çıkmadı, niye? Çiller'in sonraki yardımcılardan biri de Baykal'dı. Hepsi katliamı, katliamları seyretmekle yetindiler. Demirel ve Çiller'in CHP'li hükümetleri döneminde binlerce faili meçhul cinayet (politik cinayet) işlendi. Böyle sosyal demokrat parti de olur muymuş? Bu bağlamda CHP gerici, ırkçı ve savaş yanlısı bir parti. Ayrıca, CHP, geleneksel anlamda tek dil, tek ulus ve asimilasyon/herkesi zorla Türkleştirme politikasının da partisi. Bir devlet partisi. Bu tarifteki bir partinin adı ne olabilir?..

Kılıçdaroğlu'nun CHP'si, o ne yapacak, karikatür de olsa dansöz elbisesi giydirdiler, bakalım bundan sonra ne yapacak, göreceğiz…İyi olur, Ak Parti'nin önüne geçerse, işte o zaman ilerici bir parti olur.

Ülkenin sorunlarına çözüm üretemeyen partiler silinip giderler. ANAP,DYP, Erbakan'ın gerici/yalama ve güven telkin etmeyen partileri, DSP örnekleri, hepsi ortada, hepsi de mevta.

Özetlersek çağdaş demokratik hakları, gelişimi, demokratik değerleri ve değişimi savunmak, ırkçılığa, zulme ve her türlü ayırımcılığa karşı olmak, insanın özgürleşmesini istemek, işte bu ilericiliktir. İlericiliğe karşı olmak, bir halka, örneğin sadece Türklere hak tanıyıp, diğer toplumları baskı altına almak, onların dil ve kültürlerinin gelişimini engellemek, asimilasyon ve o dillerde resmi eğitime karşı çıkmak da gericiliktir, bu bir dil ve kültür soykırımı olayıdır.

Konunun ekonomik, sosyal ve politik boyutları da vardır. Uzatmamak için bunları geçiyorum.

***

Çerkes Geçmişi ve Günümüzdeki Durum

Çerkes, günümüzde, Kafkasya'da Adıgelere, yerel/politik/çok dar anlamda da Adıgelerin bir bölümüne, Karaçay-Çerkesli Adıgelere devlet tarafından verilmiş olan addır.

19.yüzyılın ilk yıllarında Adıgeler kuzeyde Kuban Irmağı ile güneyde Bzıb Irmağı arasında bulunan Karadeniz kıyılarının tamamı ile Kuban Irmağı güney (sol taraf) havzasına yayılmış bir  halk idiler, sayıları 2 milyon idi. Bu sınırlar içinde, o zamanlar savunmanın zorladığı bir yakınlaşma ve buna bağlı olarak yoğun bir Adıgeleşme süreci yaşanıyordu. Adıge soydaşlarınca konuşulmuş olan Vıbıh ve Abaza dilleri ise, Adıgece lehine ya tamamen terk edilmişti ya da terk edilmekteydi. Ülkenin güneydoğusunda, Kuban-Teberda ırmakları üçgeninde Tatarca'nın bir lehçesinde/Kıpçakça konuşan 15 bin kadar bir Karaçay nüfusu da vardı.

1864 Rus  istilası Adıgeleşmeyi, tek bir ulus olma sürecini kesintiye uğrattı. Bundan da önemlisi 2 milyonluk Adıge nüfusunun yüzde 95'i, bir ay gibi tanınan kısa süreler içinde ülkesini terk etmek ve Türkiye'ye yıldırım hızıyla taşınmak zorunda bırakıldı. Yüzde 5 ya da 100 bin gibi bir Adıge nüfus kalmıştı geride. Bu da önemli bir nüfustu. Abzahların  (Абдзах) önemli bir bölümü, yer değiştirerek (iç sürgün geçirerek) de olsa, eski  Çerkesya'da kalmıştı. Dış sürgüne tabi tutulan diğer Çerkes topluluklarından (Şapsığ,Vıbıh,Ciget,vb) Kuban ve Laba boylarına yerleştirilenler de vardı. Örneğin çok sayıda Vıbıh hala Adıge Cumhuriyeti'nde yaşıyor: İlk Başkan Carıme Aslan ve Çerkes Kongresi Başkanı Berzeg Murat'ı anabiliriz.

Karadeniz kıyılarından sürülenler Kuban'ın soğuk ve rutubetli iklimine uyum sağlamakta güçlük çektiler, hastalıklara, kitlesel ölümlere  yakalandılar. Çerkeslerin sürülmelerine olanak sağlayan 10 mayıs 1862 tarihli  Rus hükümet kararı 1867'de iptal edilerek yürürlükten kaldırıldı, Karadeniz kıyıları askeri yasak bölge olmaktan çıkarıldı ve yeniden sivil yerleşime açıldı. Kuban bölgesine yerleşmek zorunda kalan Adıgeler, bu yeni oluşum karşısında, Türkiye'ye ya da Karadeniz kıyılarındaki eski yörelerine göç etmeye/dönmeye başladılar, böylece Soçi ve Tuapse yöresindeki Şapsığ yeniden oluşmuş oldu.

Kabardey'e gelince:Kabardeyler önceleri Azak Denizi'nin doğu kıyılarında ve Kuban Irmağının kuzeyindeki arazilerde, diğer Adıgelerle (Şapsığ,Jane,H'eğak'e (Хэгъак1э) bir arada,yan yana olarak  yaşıyor ve hayvancılıkla geçimlerini sağlıyorlardı. Kırım ve Astrahan Tatarları ile yapılan savaşlarda Adıgelerin bir kısmı kırıldı, Kabardeyler de Moğol-Tatar egemenliğine girmek ve Azak Denizi boylarından şimdiki topraklarına doğru yavaş yavaş çekilmek  zorunda kaldılar (13-15.yüzyıllarda). 1556'da Astrahan Hanlığı'nın Rusya'ya ilhakı edilmesiyle de Ruslarla komşu oldular ve Türk korumasındaki Kırım Hanlığı'na karşı Ruslarla ittifak ve birlik kurdular (1557).

Bu gelişim karşısında diğer Adıgeler, Rus karşıtı ve Türk yanlısı bir politikayı benimsediler. Çünkü Rusların niyeti yok etme politikaları da içeriyordu: 1783'te Kuban Irmağı kuzeyindeki Adıge kalıntıları ile Nogaylar yok edilecekti.

1739 Belgrad Antlaşması ile Ruslar ve Türkler arasında  tarafsız bölgeler olarak kabul edilen  Kabardey toprakları 1774'te resmen Rusya'ya ilhak edildiler.

Gürcü devlet yapılanması içinde Türkiye'ye bağlı feodal bir prenslik olan Abhazya ise, 1810'da, yine feodal bir prenslik olarak Rusya'ya bağlandı. Dolayısıyla Kabardey ve Abhazya'nın ayrı birer siyasal geçmişleri/tarihleri de bulunuyor.

Bu iki yöre ve 1828'de Rusya'ya ilhak edilen Çerkesya'nın Karaçay yöresi, uzun süre Rus politikalarına bağlı/sadık kaldılar ve 1864 yılının soykırım, etnik temizlik ve sürgün olaylarının dışında kaldılar.

***

İç Sürgün Sonrası Durum

1864'te eski Çerkesya topraklarında kalmış olan 100 bin Adıge/Çerkes'in sayısı (bunun20 bin kadarı şimdiki Karaçay-Çerkes'te idi), diğer Kafkas halkları gibi artmış olsaydı, sayı 1897'de 250 bine yükselebilirdi. Oysa sayı umulmadık bir biçimde azaldı ve 43 bine düştü. Yani 200 bin üzeri bir asgari kayıp sözkonusu.

Azalmanın nedeni, 1864'te Çerkesya'da kalmış olan Adıgelerin yüzde 80 kadarının yeniden Türkiye'ye göçe zorlanmış ve göç ettirilmiş olmasıdır. Karadeniz kıyılarından ve dağlardan Kuban düzlüklerine beş parasız olarak yerleştirilmiş olan Adıgelere, devlet/Rus Devleti tarafından arazi, tarım aletleri ve çift hayvanı verildi, bunlar üretken bir nüfus haline getirildiler ve vergiye bağlandılar. Adıgeler bu sayede ve bir ölçüde zenginleşmeye ve toparlanmaya başladılar.

Yirmi yıl sonrasının sömürge yönetimi ise, Adıgelerin bu  toparlanmalarını tehlikeli bulmuş olmalı, toparlanmayı engellemek ve kırmak için baskılar artırıldı, köylüye toprağını, çiftini çubuğunu  elden çıkarıp Türkiye'ye göç etmesi için baskı yapılmaya başlandı. Polovinkina'nın “Çerkesya,Gönül Yaram” adlı kitabında bu konuda yeterli bilgi vardır. Ayrıca konuya ilişkin alınmış hükümet kararları da vardır. Ulus bilinci henüz gelişmemiş Adıge köylüler de, daha huzurlu bir yaşam vaadine kapılarak, kitleler halinde Türkiye'ye göç etmeye başladılar: özellikle 1880'lerde. Aynı türden göçler Kuzey Kafkasya'nın diğer yörelerinden de yapıldı.

***

Günümüzdeki Durum ve Dört Özerk Bölgenin Oluşturulması

Bugün Kafkasya'da, 2002 nüfus sayımına göre, 700 binin üzerinde bir Adıge nüfusu bulunuyor. Yeni sayım geçtiğimiz ekim ayında yapıldı, sonuçları ileride açıklanacak.

Sovyet inkılabı üzerine, Lenin'in/iktidarın direktifleri doğrultusunda, 1920'lerde Adıgeler için 4 özerk bölge yönetimi oluşturuldu. Diğer halklara da devlet kurma, özerklikler, örgütlenme ve anadilinde eğitim gibi ulusal-demokratik haklar tanındı.

1864 ve 1880'lerdeki yurdu  terk edişler nedeniyle, 1920'lerde Adıgelerin toprak ve nüfus birlikteliği kalmamıştı. Bu nedenle, eski Terek oblastı içinden Kabardey, eski Kuban-Karadeniz  oblastı içinden de Çerkes, Adıge ve Şapsığ özerklikleri oluşturuldu.

Anlaşılabileceği gibi,bu özerk birimler Adıgelerin yaşadığı yerler dikkate alınarak ve Adıgeler gözetilerek oluşturulmuşlardı.Örneğin,Adıge Özerk Oblastı,Orta Kuban ve Orta Laba'nın sol kıyılarında,şerit gibi dar ve uzun bir alanda  barınan dağınık Adıge köylerini içine alacak bir biçimde oluşturulmuştu,Adıgeler yeni özerk yörenin azınlığı idiler.Bugün de öyle.Şapsığların durumu da öyleydi.Yani Adıge yanlısı bir uygulamaydı Lenin döneminde sözkonusu olanı.

Durum böyleyken, Adıgelerin, Karaçay-Balkarların ve Çeçenlerin (Çeçen ve İnguş biçiminde) kasten bölündükleri yazılabiliyor. Böyle düşünmenin doğru olmadığı, olmayacağı kanısındayız. Öyle değilse ve bizim söylediklerimiz yanlışsa, ne diye aynı dili konuşan ve aynı Şafii mezhebine bağlı olan Çeçenler ve İnguşlar, 1990'larda birbirlerinden ayrıldılar? Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, yani Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan, bağımsız oldukları halde niçin birleşmiyorlar?..

Böylesine durumlar basit mantıklarla açıklanamayacak kadar karmaşık olan sorunlardır. İşler лаулацу/Arap saçı haline getirilmemelidir.

***

İdeal olanı, kuşkusuz,Adıge/Çerkes yörelerinin birleştirilmeleri olabilir. Çünkü bunların hepsi Adıge Ulusunun alt parçaları, alt kimlikleridir. Ancak, yukarıda değindiğimiz gibi bir toprak ve nüfus bütünlüğü kalmamıştır. Biz bugün için birleşmenin erken olduğu ve  bunun, en azından şimdilik gerçekleşemeyeceği düşüncesindeyiz. Gerçekçi olmak gerekir. Sanırım  Kabardey Xase Başkanı Yağan İbrahim de benim gibi düşünüyor olmalı.

Birleşme diasporadan yoğun dönüşler olması durumunda gerçekleşebilir.

Dile gelince, Adıgelerin tek bir dili vardır, iki edebiyat dilimizin olması tek bir dilimizin  bulunduğu gerçeğini değiştirmez, her iki biçimiyle de dilimiz yeryüzünün anlatım ve kavrama yeteneği yönünden en güçlü olan dillerinden biridir. Biz söylemiyoruz bunu, konuyu inceleyen yabancı biliminsanları ve dilbilimciler söylüyorlar bunu. 

Çerkes=Adıge midir?

Çerkes ve Adıge adları ne anlama geliyorlar, ne zaman ve nasıl ortaya çıktılar?

Bu tür soruların kesin yanıtları henüz verilmiş değil. Türk adı nereden gelmiştir? Belli midir? İlginçtir ama Mısır Çerkes Memluk Devleti, 'Türk Devleti' adını da taşıyordu.

Olaya tarihsel ve politik gelişim süreçleri içinden bakmak gerekir. Adıgeler hiçbir zaman kendilerini Çerkes adıyla çağırmamışlardır. Başkaları Adıgelere vermişlerdir Çerkes adını. Sadece sorulduğunda, Adıgeler, Çerkes olduklarını söylemişlerdir yabancılara. Bu arada Kuzey Kafkasya'dan Osmanlı topraklarına göç etmiş olan, ama Adıge olmayan topluluklar için de Çerkes adı kullanılmıştır. Adıge olmayan ve başka dillerde konuşan bu topluluklar, duruma göre  kendilerini Çerkes olarak tanıtabilmişlerdir ve hala tanıtabilmektedirler. Bazıları da Çerkes kimliğini yadsıyabilmiştir, Türkçü öykü yazarı Ömer Seyfettin gibi. Çerkes adı çekici ve birleştiricidir de, diasporadaki Çerkesler, kendilerine güven duyulan, sevilen ve örnek alınan insanlar.

Ancak Kafkasya'da durum farklıdır. Çarlık döneminde Adıgeler Kabardey ve Çerkes biçiminde iki etnik adla kütüklere yazılıyorlardı, 1939 Sovyet nüfus sayımında da öyle yazıldılar.Çerkes adı Vıbıh ve Besleneyler de dahil, Kabardeyler dışındaki Adıgeleri kapsıyordu.

Etnik ad sayısı 1959'da 3'e (Adıge,Çerkes,Kabardey), 2002'de de 4'e (Şapsığ,Adıge,Çerkes ve Kabardey) çıktı. Dikkat edilirse bu adlar toprak (yöre) temelli etnik adlardır.

Bilimsel anlamda bu 4 yöredeki Adıgelerin toplamı, tek bir ulusun, Adıge üst kimliğinin alt kimlikleridir. RF Bilimler Akademisi uzmanları da aynı görüştedirler. Günümüzdeki alt kimlik bölünmeleri, 1864 ve 1880'lerde toprak birliğinin ortadan kalkmış olması sonucu gerçekleşmiştir. O halde Adıgelerin etnik kimlik sorunu yoktur, hepsi kendisini Adıge olarak görüyor. Ancak bir birleşme ve anayurtta bir araya gelme sorunu vardır. Bir Adıge'nin Şapsığ ya da Kabardey olması, coğrafi olan bir şeydir, bulunduğu yöreyi anlatır ve bir ayrılık nedeni de olamaz. Bunların hepsi tek bir ulusun ayrılmaz parçalarıdır.

Çerkes adına gelince, bilimsel anlamda, gerek Sovyetlerde ve gerekse Rusya Federasyonu'nda, Çerkes adı Adıge dilini konuşan toplulukları kapsayıcı anlamda ve Adıge karşılığı olarak kullanılır. Yani Çerkes denilince Adıgeler anlaşılır, diğerleri anlaşılmaz. Örneğin Çerkesçe konuşan soydaş Abazinler bile, kendilerini  Çerkes olarak görmüyorlar ve kendilerini ayrı bir ulusun mensubu olarak görüyorlar, Karaçay-Çerkes'te Çerkes rayonları içinden bir Abazin rayonu oluşturmuş, Adıgelerden ayrılmış ve Abhazlarla birlikte örgütlenmeye gitmiş bulunuyorlar: Dünya Abhaz-Abazin Birliği.

Sonuç, Adıgeler dışında, hiçbir Kuzey Kafkasya topluluğu kendisini Çerkes olarak tanımlamıyor. Bu bir gerçektir.

***

Diasporada Durum

Diasporaya gelince, sözünü ettiğimiz Kuzey Kafkasya halklarından kişiler Kafkas derneklerinden ayrılarak, Abhaz, Karaçay-Balkar, Çeçen ve Dağıstanlılar gibi etnik-yöresel adlarla ayrı dernekler ve birlikler kurdular. Bu kuruluşların hiçbiri Çerkes ya da Adıge adına talip olmuyor, ama Adıgelerin Çerkes adına talip olmasına karşı çıkanlar var.

Bu durumda Çerkes adına yapılan eleştiriler de havada kalmış, Çerkes adı da sahibine, Adıgelere bırakılmış  olmuyor mu? Tarihsel ve bilimsel süreç de bunu böyle öngörüyor.

Politik anlamda, Adıgeler dışındaki toplulukların Türkiye'deki nüfusları azdır. Bu bakımdan o topluluklar Kafkas ya da Çerkes şemsiyesi altında kendilerini tanıta gelmişlerdir. Ancak şimdi öyle değil. Örneğin, Karaçay, Oset ve Abazinler her yerde Çerkes olarak bilinirler, kendilerini de genellikle Çerkes diye tanıtmışlardır. Ancak kendi etnik örgütlenmelerini esas alırlar.

ABD politik çevreleri arasında Çerkes denildiğinde Kuzey Kafkasya halkları anlaşılır. Çerkes, etnik değil, ama politik anlamda bunları da kapsamalıdır. Örneğin milyonlarca Zaza Kürt'ü vardır, bunlar Kırmanci Kürtlerinden farklı bir dil konuşurlar, kimi Şafii, kimi de Alevi'dir. Ama hepsi Kürt üst kimliğine öncelik verirler. Gerekmedikçe biz Zaza'yız demezler. Bizimkiler öyle mi?

Bizimkiler etnik örgütlenmelere gidiyorlar, ama kendilerine tanıdıklarını Adıgelere tanımak mı istemiyorlar? Bu etnik topluluklar, Adıge/Çerkeslere yabancı düşen kimlikler değildirler. Bu bakımdan birlik ve dayanışmada yarar vardır diyoruz.

Çerkes adından gocunanlar var mıdır? Bilemiyoruz. Çerkes adı, bir politik şemsiye olarak, özellikle diasporadaki tüm Kuzey Kafkasyalıları da kapsar, kapsamalı. Bir ana amaç da bütün bu halkları, 10 milyonu aşkın bir nüfusu, Kafkaslıyı bir şemsiye altında toplamak değil midir?..

Ortak örgütlenme olmadı, ama etnik örgütlerin dayanışması ve eşgüdümü olmalıdır. Başarı için buna gerek vardır.

O zaman çok şey yörüngesine oturmuş olur.


Bu yazı toplam 3853 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net