

12 Haziran 2010 günü “Güney Marmara Kafkas Festivali”, Bursa M.Kemalpaşa Karaorman köyünde iki gün süreyle yapıldı. Karaorman 1878 sonrası Kafkasya ve Balkanlar’dan sürülen Adıge/Çerkesler, özellikle Abzahlar ve Şapsığlar tarafından kurulmuş bir köy, 160 haneli ve 450 nüfuslu. 100 hanesi Adıge, kalanı sonradan köye yerleşenler, Gürcü, Manav, Yörük, vb. Hane başına 25 dönüm (dekar) toprak düşüyor. Sulama ile sebzecilik yapılıyor ve pazarlanıyor.
Bu yılki etkinlik hem daha dar ve hem de daha kapsamlı idi. Önceki yıllar dans, gösteri ve şarkılarla yetiniliyordu. Bu yıl çeşitli aktiviteler, kukla ve pandomim, resim ve fotoğraf sergileri, el sanatları, vb sergilendiler. Beçhan Aydemir’in fotoğraf sergisi, yakın geçmişin köy yaşamını günümüze taşımış gibiydi. Değişik dokuma, Adıge halı ve kilim örnekleri, örgü örneklerini de sayabiliriz. Birçok stand açılmıştı. İstanbul Kadıköy’den gelen Mimar Sinan Üniversitesi öğrencileri tarafından ‘Güney Marmara Kafkas Festivali Çocuk Aktivitesi’ çerçevesinde sunulan kukla ve pandomim gösterileri, özellikle küçük çocukların ‘aşırı’ ilgisini çekmiş olmalı. Diğerlerinden geniş bir standın önünde yere oturup büyük bir halka oluşturmuş olan çocuklar, neredeyse gün boyu çıt çıkarmadan gösterileri dikkatle izlediler. Gösteriler doğayı, insanı, canlıları, tek sözcükle yaşamı ve barışı koruma üzerineydi. Sanatçılar zaman zaman ‘Anlıyor musunuz?’ diye çocuklara sesleniyorlar, çocuklar da ‘Anlıyoruz, anlıyoruz’ diye yanıt veriyorlardı. Değişik ressamların yapıtlarının sergilendiği resim standları da ilgi çekiciydi, örneğin tanınmış Adıge/Çerkes ressam İlhan Gündoğdu’nun çarpıcı yağlıboya tabloları izleyiciye sunuldu, beğeniyle izlendi. İlhan Hoca gerçek bir nostaljiyi bize yaşatmış oldu.



İlhan Gündoğdu tablolarından üç örnek
Sponsor desteği vardı, Ak Partili belediyeler de festivale katkı sağladılar, özellikle M.Kemalpaşa Belediye Başkanı Sadi Kurtulan yardım dışında, festivale de gelerek etkinliği onurlandırdı. Başka belediyeler de destek çıktılar tabii. Ancak CHP’li belediyeler, her nedense uzak durdular, sadece Bandırma Belediye Başkanı Sedat Pekel kutlama telgrafı göndermekle yetindi.
Katılım her zaman olduğu gibi, sayıca yüksekti, binlerle ifade edilebilirdi. Kimi 5 bin, kimi de daha fazla diyordu. Ancak Bursa ve Balıkesir yöreleri ile sınırlı denebilecek bir katılımdı bu. Örneğin, Yalova, Kocaeli, Sakarya, Bilecik ve Düzce’den gelen bir topluluk yoktu.
Kafkasya’dan da üç konuk vardı, ancak kalabalık ve vakit darlığı nedeniyle kendileriyle görüşemedim.
Bu arada Adıge/Çerkes tarihçi Mahmut Bi ile tanıştım. Yazar ‘Kafkas Tarihi-1’ ve M.Ö.III. bin yıl ile M.S.IV.yüzyıl arası antik yapıtları inceleyen Prof.Turtsaninov’un ‘Kafkasya’da Bulunan Antik Eserlerin Keşfi ve Yazılarının Çözümlenmesi’ adlı kitabının çevirisini adıma imzalayıp verdi. Kendilerine teşekkür ederim.
***
Görüşmeler
Gün boyunca değişik kişilerle görüştüm. Dönüş işini de görüştük. Sorunun bilince çıkarılamadığını gördüm. Samsunlu bir Adıge, geçen yıl, Adıgey için 1,500 kişilik oturma izni kontenjanı verilmesine karşın, talebin karşılanmamasının üzücü olduğunu, Yahudilerin Filistin’e dönüşü örneğinde olduğu gibi bir politika oluşturmak gerektiğini söyledi.
Ben de farklı düşündüğümü, İsrail örneğinin çok özel olduğunu, bir daha tekrarlanamayacağını söyledim. Dönüş işinde düzenleyici, kuşkusuz Adıge Cumhuriyeti yönetimi başta olmak üzere oradaki Adıgeler olmalı, dedim. Örneğin 5 Ekim 1990’da, yani Sovyetler ve Gorbaçov’un liderliği döneminde, Adıge Parlamentosu’nca, Adıge Özerk Oblastı yerinde, egemen bir ‘Adıge Cumhuriyeti’ kurulması kararı alınmıştı. Aynı günlü Adıge Radyosu’nu dinlemiştim. Konuşanlar şöyle diyorlardı:
“Artık bir cumhuriyetimiz, bir egemen devletimiz var, olacak. Bundan böyle dış ülkelerde yaşayan kardeşlerimizi getirip, başta Maykop kenti ve rayonu olmak üzere ata toprağına yerleştireceğiz’ diyorlardı.
Aradan geçen süreç içinde politika değişti, güncel deyimle eksen kayması yaşandı. “Getireceğiz, yerleştireceğiz” gibi söylemler buhar oldu uçtu. Şimdilerde bir oyalama süreci yaşanıyor. Olsa olsa, yarım ağızla “Gelin, burası atayurdunuz” denmekle yetiniliyor. Birçokları farkı algılayamıyorlar sanırım.
Bu arada çocuk pşınave ve şarkıcı Cimok Tambıy’ın babası Nart ile de görüştüm. Nart, “Türkiye’de o denli çok bir Adıge nüfus var, bilenler bile Adıgece konuşmuyorlar, buna anlam veremiyorum, asimilasyon ivme kazanmış olmalı ama Kürtler dillerini koruyorlar, biz niye koruyamıyoruz?” diye sordu. Tambıy’den ayrıca söz edeceğim.
Ben de şu karşılığı verdim: “Dil, güncel sorunları ifade etmeyi sağlayan bir iletişim aracıdır. Güncel sorunlarla atbaşı ilerleyemeyen bir dil yaşayamaz. Dünkü Çerkes ve bugünkü birçok Kürt kendi güncel sorunları, kendi dünyası içinde, kapalı ve dar bir çerçevede yaşıyordu. Dil o çerçevede yaşam buluyordu. Dar çerçeve şimdi dağılıyor, yeni ve daha büyük bir çerçeve oluştu, oluşuyor. Bu da Türkçe’nin çerçevesi oluyor. Önlem alamayan hiçbir küçük çerçeve, bu büyük gelişim karşısında tutunamaz. Doğu’dan Batı kentlerine gelen Kürtlerin çocukları da dil asimilasyonunu yaşıyorlar. Örneğin, İstanbul’da kendi aralarında Kürtçe, çocukları ile Türkçe konuşan ailelerle karşılaşmışlığım çok”.
***
Geceki Gösteriler
Geceye değişik dans ve şarkı toplulukları katıldılar. Bursa Blane Topluluğu ve diğer topluluklar birbirlerinden güzel dans ve şarkılar sundular. Balıkesir ‘Şhapraz’ (Шъхьапраз;Delibozuk) topluluğu ile Bandırma Thojıy çocuk topluluğu da ilgi çekti, ancak Gönen topluluğunun Mujık (Rus köylü) kıyafetiyle Adıge danslarını sunmasına ise anlam veremedik. Bu arada Karaorman köyü çocuk topluluğunun hakkını da yememek gerekir, şahane bir oyun çıkardılar.
Gecede çok kısa konuşmalar yapıldı, konuşanlar topluluğu selamlamakla yetindiler diyebiliriz.
Çölde Yeni Açmış Bir Çiçek
Faşizmin kararttığı kirli havaya, kuruttuğu yoz toprağa inat, bir çiçek, bir gonca özgürlüğün sesini duymamıza ve bir nebze de olsa özgür havayı solumamıza yol açtı. Bu ses Cimok Tambıy’a ait.
Tambıy Suriyeli bir Adıge çocuğu, 12 yaşında. Pşıne’yi/akordiyonu konuşturuyor, güzel sesi ve uyumlu ritimleriyle çok uzak bir soylu Adıge geçmişinin havasını günümüze getiriyor. Hareket ve dans ritimleri abartılı ya da pısırıkça değil, her şeyiyle ölçülü, zarif, o, Adıge/Çerkes soyluluğunu günümüze taşıyabilen biri, bir Adıge, bir Çerkes örneği, simgesi.
Tambıy önce, tatlı sesiyle Adıgece konuşmaya başladı, yanımda oturan köylü, ’İşte o tam bir Adıge/Ar Adıge ş’ıpq’ dedi sağına ve soluna dönerek.
Gece TRT tarafında filme alındı. Ertesi Pazar günü Tambıy için TRT’den ayrı bir çekim yapılacaktı. Biz grup halindeydik, ayrılmak zorunda kaldık.


Cimok Tambıy Festival’de
Tambıy’ı internetten izlemek için Facebook’tan “Tambi”yi tıklatmak yeterli. Onu dinlemeden anlamak olanaksız. Çocuk önce söz ve bestesi dedesine ait bir şarkıyla programına başladı. Demek ki sanatçı bir gelenekten geliyor. Önce şarkılar söyledi, ardından pşıne/garmoni çaldı. Geceye renk ve canlılık kattı. Binlerce izleyiciden de coşkulu alkış aldı tabii.
