Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Kalekute Enver Sağlam
Daldan Dala...
03 Mayıs 2010 Pazartesi Saat 19:19

Savaş  baltalarını bir hışımla topraktan çıkarınca vatandaş zannetti ki ortalık  savaş alanına dönecek. Hızımız kesiliverdi birden. Arada bir dürtüklemeler olmasa yazacağım da yoktu galiba ama sonunda aklı selim galip geldi.

Tam yazıya oturdum  baktım bizim Khuade Adnan çevrim içi oldu Skype’de. Yine soracak belki de “yazını ne zaman göndereceksin?”  diye. İyisi mi fırçayı yemeden ve de bilumum okuru fazla merakta komadan yazmalı yazıyı. Hem de ve de mümkünse en kısasından. Hani yani “mini etek” gibi olanından. Yanisi; örtecek kadar uzun, heyecanlandıracak kadar kısa tarafından.

Şimdi; Sevgili okurlar ve değerli hemşerilerim ve de kılıcından kan damlayan keskin ve sivri dilli muhalif yazar arkadaşlarım ve kardeşlerim: Bilindiği üzere bendeniz Kalekute Enver Sağlam şu an DİÇEG mensubu olmakla marufum. Diçeg diçeg diyorsun  da nedir bu DİÇEG diyenlere, DİÇEG’in DEMOKRASİ İÇİN ÇERKES GİRİŞİMİ’nin kısa adı olduğunu da belirteyim bu arada. Bu kadar çok DİÇEG lafzını kullanmamın sebebi de  DİÇEG’i hafızalara kazımak olduğundandır. Uyanıklık yapıyorum, çaktırmayın.

DİÇEG deyince ucundan kıyısından eleştirenlere de bir iki kelam ben edeyim.Bakın ağabeyler,dinleyin kardeşler. Yola çıkışımız daha dün bir bugün iki. Eleştiriden rahatsız mıyız?...Yoo hayır. Reklamın iyisi kötüsü olmaz. Demek ki takip ediliyoruz. Siz takip etmeye devam edin etmesine de eleştirirken de insaf sahibi olmaya gayret edin. Ya da gelin el ele verip daha doğruya daha güzele gitmeye gayret edelim. Öyle hariçten gazel okumak, doğmamış çocuğa don biçmek kolay.

Kafkasya ile, Çerkesler ile derin derin tahliller yapacak değilim. Bunu layığı ile yapan bir çok arkadaş, gazete ve dergilerimizde, bir dolu site forum vs. de var ve ben mümkün mertebe hepsini  takip etmeye gayret ediyorum. Bir çoğundan da müstefid oluyorum. Hiçbirisini de küçümsemiyor bilakis önemsiyorum. Lakin bazıları var ki; kanlarındaki  o asil elitist mikrobundan dolayı bana hiç de sevimli gelmiyor. Tahammül edemediğim bir şey varsa o da burnu Kafdağı’nda olan bilumum hemşerim.

Hele bazıları var ki in midir cin midir belli, değil? Yazı  yazıyor ama kim olduğunu bilemiyoruz, yorum yapıyor gizli saklı. Yahu vatandaş “pencerenin perdesini aç da göster yüzünü”. Bilsin  vatandaş, analar ne yiğitler doğuruyor.

Diçeg derken dilimin ucuna kadar gelip duran bir şeyi vurgulamakta fayda var. Hadi yazayım gitsin. İnceldiği yerden kopsun. Demem o ki bu Ankara’nın havası insanlara yaramıyor arkadaş. Havasından mıdır suyundan mıdır yoksa Anıttepe civarında fazla tur tavaf yapmalarından mıdır bilinmez oraya gidenin huyu suyu değişiyor. Hadi orayı yıllar yılı mesken edinmişleri anlıyoruz. Statükodan beslenenlerin statükoyu değiştirmek gibi bir niyetleri yok ve dümen suyuna girdiklerinin peşinden ayrılmıyorlar. Ağababalardan biri gibi bazen çok şey söyleyip hiçbir şey söylemiyorlar. Ya da yavaş tükürük misali söyledikleri ya sakallarına bulaşıyorlar ya bıyıklarına… Sayı saymaya “elli yediii  derneeeek !.. ” diye başlayanlar, bunların bir çoğunun tabeladan ibaret köy kahvesi olduğunu söyleyemiyorlar.

Tutun ki o tabelaların içi dolu. Gelin o zaman sallayın Türkiye’yi… Biz de sizi alıp omuzlarımızda gezdirmezsek namerdim.

Derken unutuyordum ki son anda aklıma geldi, bizim Ankara’nın havasını solumaya yeni başlayan delegemiz… Erenlerin hikmetin sual olmaz ama biz yine de soralım. Ne oldu da siz de statükonun kuyruğuna takıldınız… Bütün o “demokratik” lafları falan takiye miydi acaba? Söyleseniz de bilsek hani.

Bir iki kelime de bizim DİÇEG sloganına takılan kardeşe. Kardeş vallahi daha iyi bir tavsiyen varsa bize ulaştır da biz de değerlendirelim istersen. Öyle bir çırpıda Erol Karayel arkadaşımızı harcamana gönlüm razı olamaz. Tıpkı Yalçın Karadaş’a yapılan yorumlar da olduğu gibi. Açıkçası yazmaktan imtina etmemin biraz sebebi de buydu. Madem biz bir takımdık arkadaşlarımızı yolda bırakmamamız gerekir diye düşünüyordum. Sonrasında Yaşar Güven ile konuşmamızdan yazmamın daha doğru olacağı fikri galip çıkınca sarıldık kaleme.

Ben şimdilik şunu söyleyeyim bir önceki paragrafta isimlerini zikrettiğim arkadaşlarımın yanı sıra  diğer arkadaşlarımı da anmadan geçemeyeceğim. Diğer sözcümüz Hulusi Üstün’ün yanı sıra Rahmi Deniz Özbay, Şahin Arıkan, Çiğdem Türk, Murat Papşu, Murat Atrışba, Yılmaz Tok, Fatma Özdemir, Murat Bingöl,Hava Karadaş, Şakir Şahin, Leyla Karakaynak Kılıç, Fatma Özdemir, Volkan Düzenli ve listeyi çok uzatıp sizi sıkmak istemediğim diğer bütün arkadaşlarımın emeklerine saygı duyulmasını isterim. Hariçten gazel okuyanlara da “söz bilirsen söz söyle…” diye başlayan bir şeyler söylemek isterim.

Nurhan kardeş merak etme biz de döndük sahalara. Beraberce top koşturacağız inşallah Cherkessia’nın münbit sayfalarında. Murat Özden abimizin de DİÇEG ile yazdıklarından sonra  biz de tekrardan bir bismillah deyip çıktık huzurlarınıza.

Tekrardan merhaba!      


Bu yazı toplam 1904 defa okundu.





Bu yazıya yorum eklenmemiştir.
Sitemizin hiçbir vakıf, dernek vs. ile ilgisi yoktur. Sitede yayınlanan tüm materyallerin her hakkı saklıdır. Sitemizde yayınlanan yazı ve yorumların sorumluluğu tamamen yazarına aittir.
Siteden kaynak gösterilmeden yazı kopyalanamaz.
Copyright © Cherkessia.Net 2009 İletişim: info@cherkessia.net